Şuraya yazacağım 234567890 tane kelimenin özü şu olacak, o yüzden uzatmayacağım.
M U T S U Z U M
14 Temmuz 2013 Pazar
3 Temmuz 2013 Çarşamba
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Artık aklımı ne kadar "adalet" ve "ceza & ödül" kavramlarıyla bozmuşsam, yaşanılan her şeyin bir ceza ya da ödül olduğunu düşünüyorum. Birinin veya benim başıma bir şey geldiğinde ne oldu da bunu hakkettik diyorum mesela. Tabi bu sorunun cevabını çoğu zaman bilemiyorsun, net olarak da hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Bir laf var "karma is a bitch" diye ama bazı insanlar öyle şeyler yaşıyorlar ki ulan bunu hak etmiş olamaz ya diyoruz, bazen de karaktersiz, kötü insanlar için bu mutluluğu haketmiyordu diyoruz -çoğu sonunda üzülüyor zaten-
Tabi evrenin, Allahın, doğanın adalet sistemi bizim zihnimizdeki ve toplumda uydurduğumuz adalet sisteminden çok farklı sanırım.
İşin paradoksal bir yanı da var;
Sevmediğimiz, gerçekten kötü olduğunu düşündüğümüz insanlar eninde sonunda üzülüyor ama sonra bakıyoruz ki bizim de üzüldüğümüz çok şey var. İşte bu noktada o kişinin anlık yaşadıklarına değil de tüm hayatına bakıyorum mesela ben..
Sürekli iyi biri olmaya çalışan benim; üzüntülü, acılı anlarım oldu evet, ama hayatımın minik bir bölümünü kapsıyorlar. Zaten biz buna "tecrübe" diyoruz.
Bir de bazıları var, bakıyorum da hayatlarındaki gülümseme ve "gerçekten" mutlu olduğu anlar benim mutsuzluğumun boyutu kadar.. işte o zaman evet diyorum nasıl işlediğini bilmesem de bir adalet var..
Olsun da zaten...
Bir laf var "karma is a bitch" diye ama bazı insanlar öyle şeyler yaşıyorlar ki ulan bunu hak etmiş olamaz ya diyoruz, bazen de karaktersiz, kötü insanlar için bu mutluluğu haketmiyordu diyoruz -çoğu sonunda üzülüyor zaten-
Tabi evrenin, Allahın, doğanın adalet sistemi bizim zihnimizdeki ve toplumda uydurduğumuz adalet sisteminden çok farklı sanırım.
İşin paradoksal bir yanı da var;
Sevmediğimiz, gerçekten kötü olduğunu düşündüğümüz insanlar eninde sonunda üzülüyor ama sonra bakıyoruz ki bizim de üzüldüğümüz çok şey var. İşte bu noktada o kişinin anlık yaşadıklarına değil de tüm hayatına bakıyorum mesela ben..
Sürekli iyi biri olmaya çalışan benim; üzüntülü, acılı anlarım oldu evet, ama hayatımın minik bir bölümünü kapsıyorlar. Zaten biz buna "tecrübe" diyoruz.
Bir de bazıları var, bakıyorum da hayatlarındaki gülümseme ve "gerçekten" mutlu olduğu anlar benim mutsuzluğumun boyutu kadar.. işte o zaman evet diyorum nasıl işlediğini bilmesem de bir adalet var..
Olsun da zaten...
28 Nisan 2013 Pazar
16 Nisan 2013 Salı
İnsanlar ile hayatın sundukları arasında ciddi uyumsuzluk olduğunu düşünen tek ben olamam herhalde. Çok garip bir durum bu. İnsanoğlu hayal gücü yüksek, her şeyi isteme potansiyeline sahip, her şeyi kontrol etme dürtüsü içinde bir varlık iken hayat / dünya ise kendi kuralları olan, senin talep ve isteklerinle çok da ilgilenmeyen, hayal gücüyle değil tamamen realiyetle ilerleyen bir düzen. İşte tam bu noktada insandan daha güçlü olan hayatın kontrolüne yenik düşünüyoruz. Çünkü o bizim neyi arzuladığımız ve istediğimize bakmıyor, gözümüzün yaşına da. Ama buradaki en ironik durum ise bizim her şeye rağmen istemekten vazgeçmiyor oluşumuz. İstemenin yanında onu gerçekleştirmeye çalışıyor oluşumuzun, emeğimizin, çabamızın da yeri yurdu olmuyor çoğu zaman.
Hayat, sen küçük bir çocuk gibi mızmızlanır, ağlanırken ne istediğine bakmadan seni elinden tutup sürükleyen bir ebeveyn gibi değil mi sizce de?
Ve biz ebevynimizin tokatlarına, sarsmalarına aldırmadan hala her şeyi isteyen küçük çocuklar gibiyiz.
Hayat, sen küçük bir çocuk gibi mızmızlanır, ağlanırken ne istediğine bakmadan seni elinden tutup sürükleyen bir ebeveyn gibi değil mi sizce de?
Ve biz ebevynimizin tokatlarına, sarsmalarına aldırmadan hala her şeyi isteyen küçük çocuklar gibiyiz.
17 Şubat 2013 Pazar
Gerçekten Allah'ın / Tanrı'nın merhameti sonsuz. Ben onun yerinde olsaydım bu insanoğlunu defalarca yerle bir edip yok etmiştim..
Hep düşünürüm, insanoğlunun haline bakıp üzülüyor mudur acaba?
Bu kadar iyi duyguları verdiği bir canlının bu kadar merhametsiz, vicdansız olması ne kadar kötü diye düşünüyordur, eminim.
İyi ki cehennem var diyorum bazen. Bazıları fazlasıyla hakediyor çünkü...
Hep düşünürüm, insanoğlunun haline bakıp üzülüyor mudur acaba?
Bu kadar iyi duyguları verdiği bir canlının bu kadar merhametsiz, vicdansız olması ne kadar kötü diye düşünüyordur, eminim.
İyi ki cehennem var diyorum bazen. Bazıları fazlasıyla hakediyor çünkü...
16 Şubat 2013 Cumartesi
Önceleri bir şeylerimi yazmaktan, ifşa etmekten hoşlanırdım. Tabi bunda sosyal medyanın etkisi büyüktür. Fakat artık yavaş yavaş kendi kabuğuma çekilip, yaşadıklarımı içimde saklayıp oraya buraya yazmama arzusu taşıyorum. Baksanıza en son aralıkta yazmışım mesela..
Kendimi ne kadar çok anlatırsam o kadar çok tanınacakmışım gibi hissediyorum. O kadar çok içim bilinecek.. Çünkü zamanında sevenleri olduğu gibi nefret edenleri de bol biriydim. Biraz çıkıntı, farklı bir insanım, biliyorum. Dili sert, yüreği yumuşak. Ne kadar çok açılırsanız o kadar çok tanırırsınız ve ne kadar çok tanınırsanız insanlar sizin hakkınızda yargı ve yorum yapmaya o kadar çok yüz bulur. İşte tam da bu yüzden ben artık hayatımda neler olup bittiğine dair, neler yaşadığım ya da hissediğime dair bir şeyler yazmayı bıraktım. Zorlamadım ama kendimi, yazasım gelmiyor.
Şu satırları bile nasıl bir ittirmeyle yazdım anlatamam..
Zaten iş hayatı beni o kadar çok yoruyor ki, kendimle ilgili şeylerde daha da üşengeç oluyorum artık.
Sürekli bir köşeye kıvrılıyım kıpırdamadan yatıyım istiyorum. Bünyemde huzur hissi çok azaldı bu aralar..
Her şey genel olarak güzel gidiyor o ayrı. İş hayatına adım attığım şu 2 buçuk ay hem çok yorucu hem de çok motiveli geçti. Yaptığım işlerin farkedilip övülmesi beni besleyen en önemli şey herhalde.
Bir de ben kendimi paralayarak yaparım ne yapacaksam. Üstün körü, yapıyım bitsin'cilerden değilimdir. Hem çabuk hem detaycı olarak yürütürüm işlerimi. Bu yüzden alıyorum övgüleri, biliyorum. Şükürler olsun.
Bir de sevdiğim adam ve ben iş hayatımızı daha ilerletip, seviyeyi bir tık attırdık mı artık evlenelim diyoruz. Evlilik zaten 1 yıldır gündemde de, şartlar işte... Mesela annem her hafta en az 1-2 şey alıyor çeyiz adı altında bize (:
Şükretmem gereken çok şey olduğunu biliyorum. Sayıp ne nazar değdirmek isterim, ne de amma egoistmiş denilsin.. Bak yine başa döndü konu... Ben susayım, sadece her şeyin güzel gittiği bilinsin...
Kendimi ne kadar çok anlatırsam o kadar çok tanınacakmışım gibi hissediyorum. O kadar çok içim bilinecek.. Çünkü zamanında sevenleri olduğu gibi nefret edenleri de bol biriydim. Biraz çıkıntı, farklı bir insanım, biliyorum. Dili sert, yüreği yumuşak. Ne kadar çok açılırsanız o kadar çok tanırırsınız ve ne kadar çok tanınırsanız insanlar sizin hakkınızda yargı ve yorum yapmaya o kadar çok yüz bulur. İşte tam da bu yüzden ben artık hayatımda neler olup bittiğine dair, neler yaşadığım ya da hissediğime dair bir şeyler yazmayı bıraktım. Zorlamadım ama kendimi, yazasım gelmiyor.
Şu satırları bile nasıl bir ittirmeyle yazdım anlatamam..
Zaten iş hayatı beni o kadar çok yoruyor ki, kendimle ilgili şeylerde daha da üşengeç oluyorum artık.
Sürekli bir köşeye kıvrılıyım kıpırdamadan yatıyım istiyorum. Bünyemde huzur hissi çok azaldı bu aralar..
Her şey genel olarak güzel gidiyor o ayrı. İş hayatına adım attığım şu 2 buçuk ay hem çok yorucu hem de çok motiveli geçti. Yaptığım işlerin farkedilip övülmesi beni besleyen en önemli şey herhalde.
Bir de ben kendimi paralayarak yaparım ne yapacaksam. Üstün körü, yapıyım bitsin'cilerden değilimdir. Hem çabuk hem detaycı olarak yürütürüm işlerimi. Bu yüzden alıyorum övgüleri, biliyorum. Şükürler olsun.
Bir de sevdiğim adam ve ben iş hayatımızı daha ilerletip, seviyeyi bir tık attırdık mı artık evlenelim diyoruz. Evlilik zaten 1 yıldır gündemde de, şartlar işte... Mesela annem her hafta en az 1-2 şey alıyor çeyiz adı altında bize (:
Şükretmem gereken çok şey olduğunu biliyorum. Sayıp ne nazar değdirmek isterim, ne de amma egoistmiş denilsin.. Bak yine başa döndü konu... Ben susayım, sadece her şeyin güzel gittiği bilinsin...
31 Aralık 2012 Pazartesi
2013
Daha önce böyle bir yazı ya da liste yaptım mı bilmiyorum ama yapmak istedim bu sefer. Belki şans getirir, belki yazım evrene bir mesaj niteliği taşır, ya da en azından ileride geriye dönüp baktığımda neler olmuş neler olmamış, olması için ne yapabilirim gibi bir iç muhakemeye dönüşür...
2013'ten neler bekliyorum;
Öncelikle iş hayatına 1 ay önce güzel bir yerde büyük bir adım attım. 2013 bana güzel bir kariyer sunsun.
Evlilik. Ocak ayında 4. yılımızı bitireceğiz. Artık okul bitti, onun askerliği bitti, iş hayatına atıldık. Geriye kendimizi toparlayıp evlenmek kaldı.
Kendimi bu yıl daha da olgunlaştırmak, adımlarımı daha da sağlamlaştırmak istiyorum.
Kendimle tamamen barışmak, etrafımdakileri ve kendimi affetmek istiyorum.
Kendi maaşlarımda Macbook almak istiyorum. Olursa Macbook Pro, olmazsa Macbook Air.
Bir yurtdışı seyahati. En çok İspanya. Ama neresi olursa olsun modundayım.
Çok para kazanmak istiyorum. İstediğim her parfümü orjinal alabildiğim, alışveriş çılgınlığının dibine vurabileceğim kadar. (Benim için zenginliğin özeti orjinal parfüm almak -sanki benimkiler orjinal değilmiş gibi asdfghjk. Olsun daha çok olsun, hepsi benim olsun. -bir parfüm canavarının haykırışları-)
Aklıma geldikce yazacak, editleyeceğim 2-3 gün boyunca. Malum yıl 365 gün. İsteyecek çok şeyi oluyor insanın.
2013'ten neler bekliyorum;
Öncelikle iş hayatına 1 ay önce güzel bir yerde büyük bir adım attım. 2013 bana güzel bir kariyer sunsun.
Evlilik. Ocak ayında 4. yılımızı bitireceğiz. Artık okul bitti, onun askerliği bitti, iş hayatına atıldık. Geriye kendimizi toparlayıp evlenmek kaldı.
Kendimi bu yıl daha da olgunlaştırmak, adımlarımı daha da sağlamlaştırmak istiyorum.
Kendimle tamamen barışmak, etrafımdakileri ve kendimi affetmek istiyorum.
Kendi maaşlarımda Macbook almak istiyorum. Olursa Macbook Pro, olmazsa Macbook Air.
Bir yurtdışı seyahati. En çok İspanya. Ama neresi olursa olsun modundayım.
Çok para kazanmak istiyorum. İstediğim her parfümü orjinal alabildiğim, alışveriş çılgınlığının dibine vurabileceğim kadar. (Benim için zenginliğin özeti orjinal parfüm almak -sanki benimkiler orjinal değilmiş gibi asdfghjk. Olsun daha çok olsun, hepsi benim olsun. -bir parfüm canavarının haykırışları-)
Aklıma geldikce yazacak, editleyeceğim 2-3 gün boyunca. Malum yıl 365 gün. İsteyecek çok şeyi oluyor insanın.
25 Aralık 2012 Salı
Beni en çok hayvansever’lere yöneltilen insanları sevin, onları koruyun, onları savunun lafları delirtiyor. Biz hayvanları önemserken insanları öldürüyor muyuz? Dışlıyor muyuz? Gebersin gitsinler eeehhh banane mi diyoruz?! İnsanlığın hayvanlara yaptığı şeyler bizi üzüyor sadece. Çok üzüyor. Çoğu zamanda kızıyoruz ama şu dünyada biri evinden atıldığında onu koruyan eksik de olsa hukuk var, sokak ortasında kimse kimseyi tekmeleyip öldürmüyor, etrafta bir insana saldırdığınızda sizi durduracak tonlarca insan var. Avuç açtığınızda para atıp akşam yemeği almanızı sağlayan insanlar var. Peki hayvanların nesi var? Yaşam alanlarını yok ettiğiniz yetmiyormuş gibi bir de onları savunanları hangi yüzle eleştiriyorsunuz? Onlar açken avuç açamıyor. En fazla miyavlıyor, havlıyorlar siz ise su atarak, tekme atarak kovuyorsunuz. Hiçbir dilenciye tekme attınız mı peki? Hayvan ile insan arasında değer mukayesi yapmak kadar yanlış bir şey yok! Her ikisi de can. Hem de insan kendi kendine bakabilirken hayvanların artık böyle bir şansı yok. Çünkü siz yaşam alanlarını katlettiniz, iki gram havlıyor diye barınaklara kapattırıp açlıktan öldürttünüz, çünkü siz onların da yaşam hakkı olduğunu unuttunuz… Unutmayın.. Hatırlayın..!!!!!!
30 Kasım 2012 Cuma
Bazı hatalar vardır. Geçmişe dönüp bakınca tüh be dersin. Birkaç dakika canını sıkar sonra hayatına kaldığın yerden devam edersin.
Ama bir de bazı hatalar var ki onları hatırladığın anda -ki hatırlanmaya çok meraklıdırlar- hayatın durur. Hissettiğin pişmanlığın haddi hesabı olmaz. Seni yer, bitirir, göçertir, tüketir. Öyle rahatsız edicidir ki keşke bile diyemezsin. Boğazında yumru gibidir çünkü.
He bir de en kötü yanı birilerine anlattığında "aman canım bitmiş gitmiş, olur öyle şeyler" derler. OLMAZ ÖYLE ŞEY. OLMAMALIYDI diye haykırıveresin gelir.
Unutamıyorsun. Unutulmuyorlar.
En kötü yanı ise o zamanki kendinden nefret edersin. Nefret.
İnsan bazen affedemiyor işte. Hele kendisini.........
Ama bir de bazı hatalar var ki onları hatırladığın anda -ki hatırlanmaya çok meraklıdırlar- hayatın durur. Hissettiğin pişmanlığın haddi hesabı olmaz. Seni yer, bitirir, göçertir, tüketir. Öyle rahatsız edicidir ki keşke bile diyemezsin. Boğazında yumru gibidir çünkü.
He bir de en kötü yanı birilerine anlattığında "aman canım bitmiş gitmiş, olur öyle şeyler" derler. OLMAZ ÖYLE ŞEY. OLMAMALIYDI diye haykırıveresin gelir.
Unutamıyorsun. Unutulmuyorlar.
En kötü yanı ise o zamanki kendinden nefret edersin. Nefret.
İnsan bazen affedemiyor işte. Hele kendisini.........
29 Kasım 2012 Perşembe
Bence biyolojik manada da mecazi manada da "kendimizi göremiyor oluşumuz" hayatımızdaki en büyük sorunlardan biri.
Bunun en kötü sonucu ise bıkbıkbıkbık karşımızdakileri ve etrafımızdakileri eleştirirken kendimizin nasıl bir bok olduğunu göremeyişimizdir bence.
Gözlerimiz kendimizi görebiliyor olsaydı etrafımızdakilere bu kadar "çirkin" sıfatı takmaz, kendimizin nasıl biri olduğunu ciddi anlamda algılayabilseydik etrafımızdakiler hakkında bu kadar saçma eleştiriler yapmazdık.
Biliyorum, yapıyorsunuz, yapıyoruz.
Bunun en kötü sonucu ise bıkbıkbıkbık karşımızdakileri ve etrafımızdakileri eleştirirken kendimizin nasıl bir bok olduğunu göremeyişimizdir bence.
Gözlerimiz kendimizi görebiliyor olsaydı etrafımızdakilere bu kadar "çirkin" sıfatı takmaz, kendimizin nasıl biri olduğunu ciddi anlamda algılayabilseydik etrafımızdakiler hakkında bu kadar saçma eleştiriler yapmazdık.
Biliyorum, yapıyorsunuz, yapıyoruz.
13 Kasım 2012 Salı
Bir yanılgı oluşmuş olabileceğine inanarak abanıyorum klavyeye.
Sandığınızın aksine ben çok güçlüyüm.
Uzun bir müddet psikolog ve psikiyatra gitmiş oluşum; sizi zayıflığımı düşünmeye itmesin. Tam aksi aslında.. Ben çoğunuzdan daha çok düşünen, kafa patlatan, detaycı, mükemmeliyetci bir yapıya sahibim. Siz "ben buyum" derken, ben hep daha iyi nasıl olabilirim diye kafa patlattım. Cidden patlattım ama bu kafayı.. Mükemmeliyetciliğin hayatımı siktiği zaman olmadı mı oldu tabi. Önce mükemmeliyetci oldum sonra mükemmel diye bir şeyin aslında olmadığına inanarak vazgeçmeye çalıştım. Çalışıyorum da...
Ben hep çok düşünür, çok eleştiririm. Kendime yaptıklarım da bundan. Ben hiç ben buyum lan seviyorsan böyle sev'cilerden olamadım. Bombok haline rağmen ben en iyiyim en süperim gibi balon egoyla dolaşanlardan da olamadım hiç. Hep ortada bir yanlış veya hata olduğunda üzerime alıp düzeltmeye çalıştım. Bakmayın yağ gibi suyun üstüne çıkabilme başarıma. Ben hep sizden çok kendimi yedim.. Çaktırmadan.. He bu demek değil ki her olayda siz cidden haksızken kendimi yedim, hayır size de kendinizi yedirdiğim zamanlar oldu. Çok oldu hem de. Olacak o kadar..
Ne diyordum, ben çok güçlüyüm. Çoğunuzun olamadığı kadar.. Çünkü kendimi yerken güçlendirmeyi de öğrendim. Ne kadar ben buyum'cu olursanız o kadar zayıflıyorsunuz bilin istedim. O psikologlar ve psikiyatrlar beni hep daha güçlü yapmak için vardılar, daha iyi bir hayat için. Ama hiçbir zaman zayıf olmadım, gitmeden önce de sonra da. Ben çoğunlukla güçlü olduğum için çektim. Dimdik durduğum için. Ketumdum ketum! Hala öyleyim biraz. Sadece daha rahat boyun eğebiliyor, dahası önemsemeyebiliyorum..
O yüzden bana söylediğiniz "sen dikkatli ol, zamanında psikologlara gittin tekrar gitme" gibi salak saçma laflarınızı götünüze sokun.
He bir de bana üzülme hakkı verin. Ne yaşadıysam "aman aylin üzülmesin, ağlamasın" dediğinizden dolayı çektim. O dimdik, ketum duruşum sıçtı hayatıma zaten! Annem ve babam beni hiç ağlatmazdı çünkü. Ağlamanın normal olduğunu büyüyünce anladım ben işte. Ben HASSAS VE DUYGUSAL BİRİYİM. Narin ve kırılgan. Ama bu güçsüz olduğum anlamına gelmiyor. Gelmedi hiç. Bu yüzden bırakın beni ve etrafınızdakileri üzülsünler, ağlasınlar. Ağlayabilmenin nasıl bir nimet olduğunun farkında bile değilsiniz. Gözpınarları kurumaktan acıyan ben; bunu en iyi bilenlerdenim çünkü.
27 Ekim 2012 Cumartesi
Bazı düşünceler var..
Yüreğime, zihnime ve mideme öyle sert bir şekilde oturuyor ki.. Hazmedemiyorsun, silemiyorsun, unutamıyor ya da es geçemiyorsun.. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Anlatsan anlatılmaz, anlaşılmıyor, değiştirilemiyor, çoğu zaman paylaşılamıyor bile.. Sonra beraberinde birçok lanet duygu ve düşünceleri getiriyor.. Korku, endişe, çıkmazlar, kaygı, sinir, pişmanlık, keşkeler...
Sadece düşünce halbuki... Ne kadar havada, görünmez, soyut.. Düşüncenin delirtmeye ve mahvetmeye nasıl bu kadar kolay ve etkin sebebiyet verebileceğine hayret edesiniz geliyor..
Olmaz demeyin. Oluyor işte...
Yüreğime, zihnime ve mideme öyle sert bir şekilde oturuyor ki.. Hazmedemiyorsun, silemiyorsun, unutamıyor ya da es geçemiyorsun.. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Anlatsan anlatılmaz, anlaşılmıyor, değiştirilemiyor, çoğu zaman paylaşılamıyor bile.. Sonra beraberinde birçok lanet duygu ve düşünceleri getiriyor.. Korku, endişe, çıkmazlar, kaygı, sinir, pişmanlık, keşkeler...
Sadece düşünce halbuki... Ne kadar havada, görünmez, soyut.. Düşüncenin delirtmeye ve mahvetmeye nasıl bu kadar kolay ve etkin sebebiyet verebileceğine hayret edesiniz geliyor..
Olmaz demeyin. Oluyor işte...
16 Eylül 2012 Pazar
Birden bir şeyler geveleyesim geldi.
Hayatımın hafif kritik dönemlerinden biri. Birkaç hayal kurmaya başladığım, hatta hayal kavramından çıkıp plana doğru ilerleyen fikirlerle boğuşuyorum. Öncelikle artık mezun olduğum gerçeğinin devamında daha büyük bir gerçek ile yüz yüze gelmek. İŞ HAYATI. Bir yandan girmek için sabırsızlandığım, çalıştıkca karşılığını A, B harfleriyle değil de parayla alacağım, fakat hayatımın özgürlüklerinin sınırlanacağı önemli bir dönem bu. Hadi dediğimde şehirdışına yada yurtdışına çıkamayacağım, gündüzleri istediğim saatlerde kalkamayacağım, günün birçok saatini bir ofiste geçireceğim ve yeni kibirli, kompleksli insanlarla karşılaşabileceğim gerçeği beni korkutuyor, dürüst olmalıyım, evet çok korkutuyor. Bir yandan da master yapma arzum had safhada. Hayallerimin zirvesinde oturan klinik psikoloji.. Bilemiyorum, zaman ne getirecek, ileride bir gün bu yazıyı okudugumda ünvanim Uzman Psikolog olacak mı.. Olmasam da o benim hayatımdaki en güzel hayallerimden biri herhalde. Reenkarnasyon var ise ve anımsayabilirsem bir sonraki hayatımda kesinlikle psikolog olacağım (: Klinik dedim mi çenem düşüyor işte.. Başka bir konu da; hayatımın 3 buçuk harika yılını birlikte geçirdiğim erkeğin hayatı şekilleniyor yavaştan, şekillenmesi "bizim geleceğimiz" in de şekillenmesi manasına geldiğinden ekstra bir heyecan içerisine girmiyor da değilim hani.
Bir de dönüp baktığımda birçok şeye lanet etsem de güzel bir hayatım oldugunun bilincindeyim, kabulundeyim. Ve biliyorum daha güzel olacak.. Hadi yeni iş, yeni heyecanlar, yeni başarılar, yenilikler gelin hayatıma..
Hayatımın hafif kritik dönemlerinden biri. Birkaç hayal kurmaya başladığım, hatta hayal kavramından çıkıp plana doğru ilerleyen fikirlerle boğuşuyorum. Öncelikle artık mezun olduğum gerçeğinin devamında daha büyük bir gerçek ile yüz yüze gelmek. İŞ HAYATI. Bir yandan girmek için sabırsızlandığım, çalıştıkca karşılığını A, B harfleriyle değil de parayla alacağım, fakat hayatımın özgürlüklerinin sınırlanacağı önemli bir dönem bu. Hadi dediğimde şehirdışına yada yurtdışına çıkamayacağım, gündüzleri istediğim saatlerde kalkamayacağım, günün birçok saatini bir ofiste geçireceğim ve yeni kibirli, kompleksli insanlarla karşılaşabileceğim gerçeği beni korkutuyor, dürüst olmalıyım, evet çok korkutuyor. Bir yandan da master yapma arzum had safhada. Hayallerimin zirvesinde oturan klinik psikoloji.. Bilemiyorum, zaman ne getirecek, ileride bir gün bu yazıyı okudugumda ünvanim Uzman Psikolog olacak mı.. Olmasam da o benim hayatımdaki en güzel hayallerimden biri herhalde. Reenkarnasyon var ise ve anımsayabilirsem bir sonraki hayatımda kesinlikle psikolog olacağım (: Klinik dedim mi çenem düşüyor işte.. Başka bir konu da; hayatımın 3 buçuk harika yılını birlikte geçirdiğim erkeğin hayatı şekilleniyor yavaştan, şekillenmesi "bizim geleceğimiz" in de şekillenmesi manasına geldiğinden ekstra bir heyecan içerisine girmiyor da değilim hani.
Bir de dönüp baktığımda birçok şeye lanet etsem de güzel bir hayatım oldugunun bilincindeyim, kabulundeyim. Ve biliyorum daha güzel olacak.. Hadi yeni iş, yeni heyecanlar, yeni başarılar, yenilikler gelin hayatıma..
3 Ağustos 2012 Cuma
24 Temmuz 2012 Salı
14 Haziran 2012 Perşembe
Mezun!
An itibariyle son projemi de vererek hayatımdaki okul, ödev, proje, yoğunluk dönemini kapatmış bulunuyorum. -Heeğ master falan yapıcam o ayrı konu- 5 yıl o kadar kahır çektikten sonra şu an direk özgürlük, rahatlık moduna kolay giremediğimi söylemem yanlış olmaz lakin yarın tatile çıkıyorum. 5 gün deniz, güneş, kum, havuz, sessizlik ve açık büfe yemek beni kendime fazlasıyla getirir. Okulun cefası bitti 2 tanecik sefası kaldı. Mezuniyet balosu ve kep töreni. Gerginlik yaratmıyor değil -koşuşturma açısından- fakat okuldaki en tatlı gerginliklerim herhalde bunlar..
5 yıl boyunca it gibi çalıştım, koşturdum, hem inek hem sosyal biri olmak adına çok yoruldum, yıprandım. Ama artık hepsinin koy bi tarafına..
Artık mezunum..
Artık özgürüm..
Alcatraz'dan çıkmış gibiyim. hohohoho.
Dipnot: okulu ileride cok özleyeceksin diyen insanlar; böyle bir şey asla olmayacak, demedi demeyin..
5 yıl boyunca it gibi çalıştım, koşturdum, hem inek hem sosyal biri olmak adına çok yoruldum, yıprandım. Ama artık hepsinin koy bi tarafına..
Artık mezunum..
Artık özgürüm..
Alcatraz'dan çıkmış gibiyim. hohohoho.
Dipnot: okulu ileride cok özleyeceksin diyen insanlar; böyle bir şey asla olmayacak, demedi demeyin..
20 Nisan 2012 Cuma
8 Nisan 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



