31 Mart 2009 Salı
Hezimet
Bahar tarafından fırtlayan duygularım, vizelerin bastırmasıyla hezimete uğradı. Kendimde büyük bir iç savaşa tanık oluyorum..
30 Mart 2009 Pazartesi
kelimeler
Kelimeler bazen susar.. İşte o zaman suskunluğum konuşmaya başlar benimle ama kelimeleri bulamaz..
Ruh ve bedeni
Sığamıyorum.. Aşırı geliyor duygularım, düşüncelerm.. Taşıyorum..
Annem bugün bana; ''Ruhu bedenine sığamayan insanlar vardır.. Öylesin belki de.'' dedi. Doğrumudur bilemem ama bir an olsun kendimle bağdaştırabildiğim bir tanımı hissetmenin hazzını yaşadım..
Annem bugün bana; ''Ruhu bedenine sığamayan insanlar vardır.. Öylesin belki de.'' dedi. Doğrumudur bilemem ama bir an olsun kendimle bağdaştırabildiğim bir tanımı hissetmenin hazzını yaşadım..
Yaşam planların..
Planlar.. Planlar.. Yapmamız gerektiğine inandığımız, yapmak istediğimiz o kadar çok şey var ki.. Tonlarca planlarımız var hep yarına dair.. Hep onların birer kaygılarını taşıyoruz bugünümüzde.. Bir şeylere yoğunlaşırken biraz sonra ne yapacağım düşüncesi araya girip konsantreni bile bozabiliyor hele ki o anki yaptığın şeyden zevk almıyorsan eğer.. Hep bir planlama çabası.. Hep bir şeyleri düzene koyma çabası.. Olağandışı hiçbir şey istemiyorsun hayatında. Çünkü ona karşı savunma stratejisi geliştirmedin daha.. Hep senin çizdiğin çizgide ilerlemeli hayat değil mi? Sıradan değil ama bilindik.. İşte o zaman daha az darbe alırsın belki ama hiçbir zaman öyle olmayacak sanırım.. Büyüyor ve öğreniyorum..
''Yaşam sen başka şeyler planlarken olan şeydir'' demiş John Lennon. Ne de güzel söylemiş..
''Yaşam sen başka şeyler planlarken olan şeydir'' demiş John Lennon. Ne de güzel söylemiş..
22 Mart 2009 Pazar
zor kadın
Keşke zor kadın rolü yapsam da aslen zor kadın olmasam.. Bazen yorulup özüme dönebilirdim o zaman..
20 Mart 2009 Cuma
Everybody's changing..
Yine müziğe sığınıyorum bu akşam.. Yine hafif kara bulutlar var havamda... Yorgun ama savaşa devam eden bir beden gibiyim şimdi. Türlü türlü düşüncelerin tutsağı olmuş bir zihin.. Dogmalara karşı gögüs gererken sonuclarının ne olabileceğini bile bilemeyen korkak bir ben. Olabiliceklerimin gerçekten olmak istediklerim olup olmadığını sorgulayanım şimdi.. Huzursuz ve korkak.. Her yerden gelen düşünce silsilesinin her birini sindirmeye çalışıp yeni bir ben yaratmaya calışıyorum artık. Varolanın değişim süreci.. Olacağım kişiyi sevebilecek miyim korkusu bile taşıyorum. Nasıl bir değişim ki bu? Ötesi değişimi beğenip beğenmeme arasında mekik dokuyup birçok asılsız şeye kulak asmak şimdiki yaptığım.. Everybody's changing i armağan ediyorum şimdi Aylin'e..
So little time
Try to understand that I'm
Trying to make a move just to stay in the game
I try to stay awake and remember my name
But everybody's changing..
I don't feel the same..
So little time
Try to understand that I'm
Trying to make a move just to stay in the game
I try to stay awake and remember my name
But everybody's changing..
I don't feel the same..
18 Mart 2009 Çarşamba
Masal kıvamı
Küçükken hayatı hep masal kıvamında zannederdim.. Hepimiz birer masal kahramanıymışız gibi.. Türlü türlü özelliklerimizin olduğu ve hep sonunda bizim kazanacağımız masallar.. Hep bir şekilde kötülüklerden kıl payı kurtulup, mutluluk saçtığımız.. Her şey istediğimiz gibi olacaktı. Biz çizecek, biz oynayacaktık.. En güzelleri en iyileri bizim olacaktı.. Ne kavga ne de acı.. Bir silgi yardımıyla acıları anında silecek gülümseyen suratlar yerleştirecektik her bir köşeye.. Güneş pırıl pırıl olacaktı ve biz o an en cok istediğimiz yerde olacaktık..
15 Mart 2009 Pazar
Zıt sıfatlar..
İnsanlara sıradan gelen o hayatlarını özlüyorum ben. Klasik ama güzel.. Sevdiğin insanla uyanmak sıradan bir şey belki de ama tadı bile o kadar başka ki.. Sıradan ama başka.. Çok absürt isteklerim yok aslında benim.. Daha bana ait bir hayat isteği sadece.. Sabah keyif kahvemi içeyim sevdiğim adamla istiyorum.. Kendime ait bir evim olsun.. bahçesi falan.. Klasik istek işte.. Klasik ama çekici.. Sakinlik ama atraksiyon istiyorum. O denge cok iyi kurulmuş bir düzen olsun.. Yormasın hayat beni artık. Koşuşturmalı ama yorucu olmayan.. Zıt şeyleri içerisinde barındıran bir dünyada yaşıyoruz.. Sıfatlarımın zıt olmasına şaşırmıyorum artık.. Hayat hem güzel hem cirkin.. Hem gencim hem yaşlı şimdi.. Hem olgun hem toy..Hayır yanlış değil sıfatlarım.. Geçmişe bakarak olgunken geleceğe bakarak cok toyum daha..
Yoruluyorum ama daha cok yolum varmış gibi..
Yoruluyorum ama daha cok yolum varmış gibi..
14 Mart 2009 Cumartesi
anılar
Yapmak zorunda oldukların yapmak istemediklerinse işte o an hayat zehir gibidir.. Güzel diye tabir ettiğin yapmak istediğin ve birazını gerçekleştirdiklerin anılara gömülüp de sorumluluk kıyafetlerini giydin mi tokat silsilesi başlar gerçeklerden yüzüne doğru.. İşte o an güzel anların anılara dönüştüğü gerçeği en cok koyan şeylerdendir..
9 Mart 2009 Pazartesi
gülümse..
Günde kaç kez içten gülümseyebiliyorsun? Bir gün güne bunu düşünerek başla ve say.. Sayabilecek misin acaba? Bulabilecek misin? Sıkıntılarının arasından fışkırmalarına izin ver.. İhtiyacın var..
Üzüntülerinin arasına serpiştirilmiş mutlulukların olsun.. Sıkıntılı anlarındaki bir ışık gibi.. Gülümsemek.. Muhteşem şey.. İçten, sımsıcak, tüm olumlu duyguları yayarak gülümse.. İçindeki tüm güzellikleri savur dışarıya... Bumerang gibi.. Toplayarak dönsün başka gülümsemeleri de.. Hatırlat kendine gülümsemeyi.. Gülümsemek güzeldir...
Üzüntülerinin arasına serpiştirilmiş mutlulukların olsun.. Sıkıntılı anlarındaki bir ışık gibi.. Gülümsemek.. Muhteşem şey.. İçten, sımsıcak, tüm olumlu duyguları yayarak gülümse.. İçindeki tüm güzellikleri savur dışarıya... Bumerang gibi.. Toplayarak dönsün başka gülümsemeleri de.. Hatırlat kendine gülümsemeyi.. Gülümsemek güzeldir...
sorumluluklar
Sorumluluklar.. yapmak istemediklerim.. Hep bir zorunluluk.. Hep bir baskı tadında.. Anlarımı uğurlarına yokettiğim şeyler.. Yitip giden zamanlarımı arayacağım ileride. Gençliğim enerjisini.. toyluğunu.. Gitmiş olacak.. Sorumluluklar uğruna yitip gitmiş nice güzel vakitler.. Hep bir şeyler yapmak zorunda olmanın kekremsi tadı.. Yüzümü nasıl da buruşturuyor.. Yarına yapmam gereken birçok şey beynim içinde dönerken ve uyarılarda bulunurken yapmak istediklerimi gerçekleştirmem zor.. Sürekli ertelenen sorumluluklar.. Ertelediğin süre zarfını da bozan şey.. Hemen yapıp kurtulmak.. İçmek istemediğin bir şurubu bir anda hızlıca yutmaya çalışmak gibi.. nereye kadar? nereye kadar kendini itekleyeceksin... Her şeyi sevmek zorundasın sanki.. Her yapacağını.. Yapmak zorunda isen özellikle.. Kendimle konuşuyorum.. Dayan diyorum dayan.. bitecek.. istediğin şeyleri yapacağın gün gelecek.. Yalan.. Kim gerçekten istediklerini gerçekleştirebiliyor ki? Sus. Hayallerimi yok ediyorsun diyorum bana...
6 Mart 2009 Cuma
Yarın ve bugün
Sana öyle bir hayat yaşaman öngörülmüş ki. Gelecek için uğraşmayacaksın, anı yaşayacaksın ama anı yaşarken geleceğini rezil etme riskin var. Yarın ölme ihtimalin var ama yarın için hergün planlar yapmaktasın. Yapma da görelim.
26 Şubat 2009 Perşembe
sıkılmak.
En güzel yıllarımız nasıl da gidiyor baksanıza.. İzle yitip giden nice enerjimizi.. Günlerimizi bir kitabı ezberleme uğruna harcamak.. Sıraların bizi kamburlaştırması.. Ellerimizdeki kalem tutmanın yamukluğu, nasırı..Tonlarca sorumluluk yüklenmiş.. Bir de başkaları tarafından istenen bir yaşamı varetme çaban.. Hiçbir zaman çılgın biri olamadım. Klasik biriydim işte bende belki de.. İyi bir aile kızı. İyi bir dost.. İyi bir sevgili ve başarılı bir öğrenci.. Klasik. Herkesin olduğu ya da olmak istediği şey.. Ben nasıl da sıkıldım halbuki annemin o muhteşem kızı olmaktan.. Dostlarımın hep darda oldukları zaman koştukları omuz. Hep birilerinin isteklerine cevap vermeye calışmaktan cok sıkıldım.. ''Aylin çok iyi kızdır ya''. Bu sıfatı taşımak bile sıkabiliyor.. Hep içerden ve dışardan kendimi izlemekten sıkıldım. Hep en doğru hareketleri yapmaktan ya da yapmaya calışmaktan..
'' Kadın, hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Her gittiği yerde kendi imgesiyle birlikte dolanır. Bir odada yürürken ya da bir cenaze başında ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken izler''
Hep izleniyorum. Ben bile izliyorum..
'' Kadın, hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Her gittiği yerde kendi imgesiyle birlikte dolanır. Bir odada yürürken ya da bir cenaze başında ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken izler''
Hep izleniyorum. Ben bile izliyorum..
25 Şubat 2009 Çarşamba
tanrının yasakları
Nasıl bir hayat bu? olmak istediğimden ne kadar da uzağım bir bak. Zorla uzaklaştırıyorum. Kurallar.. Tanrının koskocaman kuralları.. Yasağın tatlı gelmesinden midir bu karşı koymakta zorlandığım istekler.. Böyle duygularla yaratılmışken bizde varolan şeyi yoksaymak..
Ellerimde büyük kaoslar..
20 Şubat 2009 Cuma
Biri olmak.
''Biri olmak'' eylemi aslında ne kadarda yorucu bir eylemmiş meğer. Büyüdükce bir şeyleri varetme zorunluluğun ve o yönde ilerlemek istemesen de bir cok baskıya maruz kalarak ilerletildiğin ve sende yarattığı başkalaşım. Hangimiz tam anlamıyla istediğimiz yerdeyiz ki şuan, istediğimiz şeyleri yapıyoruz ve yapacağız? Hep bir ailesel dinsel cevresel dayatmalar arasında gerçek olmasını istediğimizden bir kaç parça kumaş alarak yapıyoruz kostümlerimizi. Yamalarla dolu kumaş.. Enleri gördüğümüz her yerden bir parça alınmış.. Başkalarının kostümlerini giymek, başkalarının hayal kahramanları gibi olmaya çalışmak.. Hiçbir kostümün üzerimize tam olarak uymayışı. Kimisi düzeltmeden giyiyor kimisi birkaç küçük düzeltmeyle daha uyumlulaştırıyor ''benliğine'' kostümünü nitekim tasarımı sana ait olmayan bir şey.. Birkaç fikir kattığın ama patenti çevresel faktörlere bağımlı olan.. Gün geçtikce kendin olmaya çalışırken başkalaşıyorsun. Gittikçe uzaklaşıyorsun..
İstiyorum.
Gökkuşağı gibi rengarenk yapmak istiyorum her yeri. Her renk yepyeni taze duygular uyandırsın.. Gözlerimizden ruhumuza aksın enerjisi.. Hep cocukluğumda bindiğim o salıncağın keyfi gibi olsun eylemlerim.. Hep daha yükseğe çıkayım ayaklarımı çırptıkça ve o heryeri inleten masum kahkaham olsun.. Hep yasaklanmış meybuzun, leblebi tozunun o muhteşem gelen tadı gibi olsun hayat.. Yasağın vermiş olduğu o haz..
11 Şubat 2009 Çarşamba
Üşengeçlik
Bahanelerin, yapmak istediğimiz ya da yapmamızı gerektiren eylemlerden önce gelmesidir bizi bu denli üşengeç yapan.Eylemi yapma düşüncesi geldiği anda sanki bir dış tehditmişcesine savunma olan bahanelerin üretilmesi..
4 Şubat 2009 Çarşamba
Kaos
Daha kendi istediğim gibi; kendi kontrolümde olamıyorken başkalarının dahası tanrının istediği gibi nasıl olabilirim ki? Bu büyük bir kaos.
3 Şubat 2009 Salı
Ölüm..
Ölümün bir rengi olsaydı eğer ne renk olurdu? Korkuyu, karanlığı, bunalımı simgeleyen siyah mı yoksa kaçışı, özgürlüğü, huzuru simgeleyen beyaz mı.. Ya da alabildiğince rengarenk..
Ölüm bir kaçış mıdır? Bitmesini istediğin tüm sahte, dünyevi seni doyurmayan duygulardan vazgeçiş midir? Hala neden yaşıyorsun o zaman böyle düşünüyorsan.. Ne olacağından korkuyorsun değil mi? Ya daha kötüleriyle karşılaşırsan. O zaman elinde olanla yetinme çabasının bir ürünü mü yani hayatta kalmak şimdilik.. Daha fzla acı çekme korkusunun yarattığı bir boyun eğme mi dersin hayat için? Peki ya bir gün seni ayakta tutan mantığını bir süreliğine kaybedersen? Ya tam bir köprünün üzerindeyken deniz seni fısıldarsa ya da en yüksek bir binanın tepesinden rüzgarın kollarına bırakasın gelirse kendini.. Ya sen o çekici güce birkez olsun karşı koymak istemezsen? O zaman ne olacak? Aklını yitirmekten korkuyor musun şimdi? Bir anlık bi çılgınlığın ürünü mü yani şimdi ölüm. Eğer kendi ellerinle çağırıyorsan onu. Dayanılmaz bir arzuya dönüştüğü oldu mu hiç ölümün? Hiçbir şeyi onun kadar arzulamadığın bir şey. Tanımsız bir istek. Sadece o anki senden uzaklaşmak isteği, o anki zamandan, mekandan, vücuttan, düşüncelerinden, her şeyden.. Her şeyi geride bırakıp beyaz bir sayfa açma isteği belki de ölüm. Şimdi söyle bana ölüm ne renk..
Ölüm soğuk mu? Sana sarıldığında titretir mi seni? Omzuna dokunan bir el belki. Belki uzaklardan seslenen bir ses. Tanıyacak mısın onu sadece düşüncelerde selamlaşmışken onunla. Korkup kaçmak isteyecek misin yoksa karşılayacak mısın onu.. O an.. Her şeyin tamamen bitmek üzere olduğu o ince çizgi. Her şeyin son bulacağı bir salise. Uğruna senelerce uğraştığın ama sana encok acı veren şu kahrolasıca dünyadan kurtulacağın an! Zafer midir ölüm o zaman?? Bir iç savaş kazanımı mıdır? Yoksa acı mıdır ölüm? Sevdiğin her şeyi geride bıraktığın. Aslında lanet ettğin şu dünyadaki güzellikleri, sevdiğin şeyleri bir anda görmeye başladığın ve afalladığın an mıdır? Onlara bir daha dokunmayacak, hissedemeyecek olmanın yarattığı keder midir? Bir yandan kurtulmak istediğin sahtelikler arasında gördüğün ve el salladığın gerçeklerin kaybolacağı hissinin sende yarattığı çağresizlik.. Ölüm korkudur belki de. Ne olacağını kestiremediğin bir his. Bir boşluk. Tüm lanet ettiğin şeylerden kurtulmanın verdiği hazzı yaşayacağın o anda kaybedeceklerini hatırlamanın kırbaçları.. Ruhunda daha beter yaraları karşılayacağını hissettiğindeki o yokedici ama asla yokolamadığın korku anı! Ne olacağın hakkında ne kadar bilgin yoksa o kadar devleşen bir his içersindesin.. Ölüm hem sıcak hem soğuk senin için.. Hem huzur hem keder.. Hem acı hem tatlı.. Ölüm can acısı anlarında kaçışınken huzurluyken bir ketleme. Anına göre şekile, biçime, tada bürünen o şey.. Bir gün hepimizde ne his uyandırdığını göreceğimiz şey...
Ölüm bir kaçış mıdır? Bitmesini istediğin tüm sahte, dünyevi seni doyurmayan duygulardan vazgeçiş midir? Hala neden yaşıyorsun o zaman böyle düşünüyorsan.. Ne olacağından korkuyorsun değil mi? Ya daha kötüleriyle karşılaşırsan. O zaman elinde olanla yetinme çabasının bir ürünü mü yani hayatta kalmak şimdilik.. Daha fzla acı çekme korkusunun yarattığı bir boyun eğme mi dersin hayat için? Peki ya bir gün seni ayakta tutan mantığını bir süreliğine kaybedersen? Ya tam bir köprünün üzerindeyken deniz seni fısıldarsa ya da en yüksek bir binanın tepesinden rüzgarın kollarına bırakasın gelirse kendini.. Ya sen o çekici güce birkez olsun karşı koymak istemezsen? O zaman ne olacak? Aklını yitirmekten korkuyor musun şimdi? Bir anlık bi çılgınlığın ürünü mü yani şimdi ölüm. Eğer kendi ellerinle çağırıyorsan onu. Dayanılmaz bir arzuya dönüştüğü oldu mu hiç ölümün? Hiçbir şeyi onun kadar arzulamadığın bir şey. Tanımsız bir istek. Sadece o anki senden uzaklaşmak isteği, o anki zamandan, mekandan, vücuttan, düşüncelerinden, her şeyden.. Her şeyi geride bırakıp beyaz bir sayfa açma isteği belki de ölüm. Şimdi söyle bana ölüm ne renk..
Ölüm soğuk mu? Sana sarıldığında titretir mi seni? Omzuna dokunan bir el belki. Belki uzaklardan seslenen bir ses. Tanıyacak mısın onu sadece düşüncelerde selamlaşmışken onunla. Korkup kaçmak isteyecek misin yoksa karşılayacak mısın onu.. O an.. Her şeyin tamamen bitmek üzere olduğu o ince çizgi. Her şeyin son bulacağı bir salise. Uğruna senelerce uğraştığın ama sana encok acı veren şu kahrolasıca dünyadan kurtulacağın an! Zafer midir ölüm o zaman?? Bir iç savaş kazanımı mıdır? Yoksa acı mıdır ölüm? Sevdiğin her şeyi geride bıraktığın. Aslında lanet ettğin şu dünyadaki güzellikleri, sevdiğin şeyleri bir anda görmeye başladığın ve afalladığın an mıdır? Onlara bir daha dokunmayacak, hissedemeyecek olmanın yarattığı keder midir? Bir yandan kurtulmak istediğin sahtelikler arasında gördüğün ve el salladığın gerçeklerin kaybolacağı hissinin sende yarattığı çağresizlik.. Ölüm korkudur belki de. Ne olacağını kestiremediğin bir his. Bir boşluk. Tüm lanet ettiğin şeylerden kurtulmanın verdiği hazzı yaşayacağın o anda kaybedeceklerini hatırlamanın kırbaçları.. Ruhunda daha beter yaraları karşılayacağını hissettiğindeki o yokedici ama asla yokolamadığın korku anı! Ne olacağın hakkında ne kadar bilgin yoksa o kadar devleşen bir his içersindesin.. Ölüm hem sıcak hem soğuk senin için.. Hem huzur hem keder.. Hem acı hem tatlı.. Ölüm can acısı anlarında kaçışınken huzurluyken bir ketleme. Anına göre şekile, biçime, tada bürünen o şey.. Bir gün hepimizde ne his uyandırdığını göreceğimiz şey...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
