21 Eylül 2011 Çarşamba

zaman: 9/21/2011 11:54:00 ÖS 0 yorum
Hep bir şeyler için savaşıyoruz, elde ediyoruz ama sonra aklımız başka şeye kayıyor. Sanırım biz elde etmenin hazzını seviyoruz başka bi bok değil ya da daha "gerçekten" ne istediğimizi çözemedik.

16 Eylül 2011 Cuma

zaman: 9/16/2011 01:10:00 ÖS 0 yorum

İçimdekileri kusmak istiyorum aslında.. Tonlarca cümle kurmak.. Fakat bazen konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşündüğüm zamanlar oluyor. Yazarken ve okurken tekrar tekrar; yapabildiği tek şey can acıtmak oluyor..
ve bir cümle.. her şeyi en derinden özetliyor gibi..


-Bir kördüğüm ki içim, çözdükce dolanıyor..

13 Eylül 2011 Salı

zaman: 9/13/2011 01:27:00 ÖÖ 0 yorum
Hayatın bazı dönemleri vardır. Her şeyin seni çıldırttığı, katlanamadığın, kaçıp gitmek hatta ölmek istediğin.. en ufak şeylerin dağlaştığı, hiçbir şeyle savaşamaz hale geldiğini düşündüğün günler.. Genellikle ergenlik dönemi ile yetişkin haline gelmeye çalıştığın o karanlık tünel yıllarında olur bu.. Öğretileriniz, edinilmiş bilgileriniz, yaşam stiliniz, fikirleriniz ve daha birçok çevre yöntemiyle (nurture) öğrendiğiniz şeyler ne kadar salakca ve yararsız gelmeye başlarsa tünel o kadar karanlıklaşır çünkü geçmişteki öğrenmişlikleri reddederken içi daha dolmamış kendi öğretilerinize tutunmanız gerekir. Hiç test etmediğiniz daha körpecik olan benliğinize.. yine de kendi istediğini, bildiğini yapabilmenin hazzı bambaşkadır..
Bu anlattığım süreci derinden yaşayan biriydim ve biliyorum ki tek yaşayan da değilim.. Fakat söyleyebileceğim en gerçekci şey şu olur ki; o dönemde her ne kadar çıldırma eğilimleri gösterirsek gösterelim hayat bir şekilde o tünelden bizi çıkartıyor.. Bazı şeyleri reddetsek de yaşamak zorundayız.. Adını sen koy.. Kader de, hayat de.. Bu dünyanın bir kuralı olduğunu görmeye başladım.. Birçok acıyı sadece ben yaşıyormuşum gibi hissetmiyorum artık.. Birçoğumuz tercihlerimize, çevremize göre etki derecesi az ya da çok bu tür duygu değişimlerini yaşadık..
Can çekişerek ölüp tekrar dirilmek gibi..


Yine de yeni olmaya başladığım "ben"i sevmeye başladım.. Çok ben kokuyor çünkü..

7 Ağustos 2011 Pazar

zaman: 8/07/2011 01:02:00 ÖS 0 yorum
 Mutluluğu hep "gelecek, gelmesini beklediğim veyahut ileri bir tarihe atfedilmiş plan ve hayaller" üzerine kuruyorum.. üzücü bir şey.. anından mutlu olamamak.. elindekilerle mutlu olmayan birinin ileride elde edecekleriyle mutlu olabileceğini düşünmesindeki komik ironi bu.. şuankini sevmezsen gelecekteki de "şuanki" oldugunda sevmeyeceksin.. şimdi kendime soruyorum.. "ileridekinin" üzerine mutluluğu atfetmenin nedeni suan kontrol edip piç edemediğimiz içn güzel gelmesnden dolayı mı? bilirsin elimizdekinin kıymetini hiçbir zaman bilemedik biz..


bi dostuma yazdıgım yorumdan.. paylaşılası buldum..

25 Temmuz 2011 Pazartesi

zaman: 7/25/2011 05:34:00 ÖS 0 yorum
Sorun? hep bir yetersizlik hissi işte.

15 Temmuz 2011 Cuma

zaman: 7/15/2011 01:11:00 ÖÖ 0 yorum

Herkes bir ilişki yaşamak ister. Arar. Ararken bulamayız aslında.
Neden?
Çünkü ararken / bakarken kusurları da görürüz. Zaten incinmişizdir. Kırılganızdır. Bir o kadar da korkak. Bizi korkutan şeyleri buluruz. Daha kalbimize değmeden kusurlarına odaklanır ve reddederiz.
Beklemediğimiz zamanda, bir anda olur aşk.
Savunmasızken. Bakmıyorken. Bir anda dokunur kalbine ve sen çekilemeden enerjisine kapılırsın. Kusurlar önemsiz kalır. Güçsüz.


Sevgi kusurları göstermez. Örter.



-isimi gizli- bir dostuma yazmıştım konuşmamızda. Sevdim. Paylaşmak istedim.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

zaman: 7/11/2011 11:07:00 ÖS 0 yorum
Dibe vurduğum zamanlarda ve sanki bir daha hiçbir şey güzel olmayacakmış gibi hissettiğimde -ki biz buna depresyon diyoruz- sürekli kendime şu cümleleri fısıldardım..




-Her zaman yağmur yağmaz. Yağmur yağdığı gibi güneş de açmak zorundadır..


8 Temmuz 2011 Cuma

zaman: 7/08/2011 11:51:00 ÖS 0 yorum
Sahip oldugun kimliğini yazmak sahte / kendi yarattığın bir benlikten bahsetmekten daha zordur. Bu yuzden etrafta kolayca laflardan yaratilmis insanlar bulabiliriz. Böylelikle sürekli içlerindeki "gercek kimligi" anlamaya çabalamamız gerekir.







Legodan mı, egodan mı, hamurdan mı yaratıldın?







26 Haziran 2011 Pazar

zaman: 6/26/2011 11:57:00 ÖS 0 yorum
Bazen bazı cümlelerimizin içinde sorular gizlidir. Cümle noktayla biter gibi gözükür ama "dimi?" sorusu içerir. Desteklenmek, tastiklenmek, pekiştirilmek isteyişimizin ürünü olan "dimi?"






-Sorabilecek cesaretimiz olmadığından mı noktayla bitiyor bu cümleler?
-Yoksa söylerken istediğimiz gibi bir cevap olsun diye cümleyle yönlendirmeye mi çalışıyoruz?
-Veyahut soruyu direk sorduğumuzda alabileceğimiz cevaptan korktuğumuzdan cümleyle sus payı şansı verebilmemizden mi?



11 Haziran 2011 Cumartesi

zaman: 6/11/2011 02:29:00 ÖS 0 yorum
"Küçükken, yanlış bir şey yapmazsan, kimse sana düşman olmaz sanıyorsun. Yanılıyorsun."

7 Haziran 2011 Salı

zaman: 6/07/2011 02:27:00 ÖÖ 1 yorum
Bence en üzücü şeylerden biri de herkesin birbirini eleştirirken, ezerken, küçümserken karşındakinin kendi seçimi olup olmadığını düşünmemesi..

*Yolda tiksinerek baktığın üstü saçı başı kirli kadın da bu hayatı istemezdi. O da muhteşem bir ailede doğmak isterdi elbette. 

*O kız seçmedi böyle bir bedeni..

*O adam da engelli olmak istemezdi.. Zaten hayat yeterince zorken..

Düşünmüyoruz..  Sanki onlar seçiyormuş gibi itiyoruz hep.. Sanki onların suçuymuş gibi.. Durup bir görebilsek yüreklerindekileri.. Onlar da senin gibi olmak isterdi sen nasıl başkaları gibi olmak istiyorsan..



Kim eksik, çirkin, fakir, pis, dışlanmış olmak ister ki ????

30 Mayıs 2011 Pazartesi

ikilem

zaman: 5/30/2011 01:35:00 ÖÖ 0 yorum
Şöyle bir karmaşaya düşüyoruz aslında.
"Kötülük eden kötülük bulur" diye bir zihniyetle büyütüldük. Etrafta "kötü" diye tanımladığımız insanların çektiği sıkıntıları "haketti" diye nitelendirdik.

Sonra dönüp kendi hayatımıza bakıyoruz. Lan?!! Bizim de hayatımızda hiçbir şey güllük gülistanlık değil ki???!!

Sonra bizi alıyor bir sorgulama.
-Ne yaptım da ben bunları yaşıyorum?


Sonra da kendine saldır dur. Beğenme hiçbir şeyini. Sorgula hep falan. öf.









Hayatın bizi büyütme aracı olarak acıyı kullandığını unutuyoruz halbuki.

29 Mayıs 2011 Pazar

ruhum kanıyor..

zaman: 5/29/2011 12:37:00 ÖÖ 0 yorum
"içimdeki fırtınaları dindirmek için oyalıyorum kendimi bunlarla" dedi..


Senin hiç fırtınaların dinmedi ki anne. Fırtınaların beni de savurdu ordan oraya.. Benim dünyama da ulaştılar.. Sanki benim dünyamda benim yarattığım fırtına hiç yokmuş gibi sanki..
Hem var hem yoktun sen hep zaten.


Merhaba anne! Ben hep unuttuğun en yakın dostunum.
Bana BİR İKİ dakikanı ayırabilir misin?

28 Mayıs 2011 Cumartesi

zaman: 5/28/2011 11:07:00 ÖS 0 yorum
Büyümek zor zanaat. Takvim yapraklarıyla ölçülecek şey değil.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

zaman: 5/23/2011 11:41:00 ÖS 0 yorum
Kendi boşluklarımı dolduramadığımda birilerine ihtiyaç duyarım ama onlar da hep eksiktir zaten.. Dolmaz o boşluklar..

17 Mayıs 2011 Salı

zaman: 5/17/2011 12:05:00 ÖÖ 0 yorum
"sürekli daha iyi olmalısın" fikriyle "kendini böyle sev" fikrini aynı anda yerleştirmeye çalıştık beynimize.. Ee bu karmaşamız normal değil mi şimdi?
Kendimizi böyle sevmeye çalıştık. Olmadı çünkü daha iyi olmalıydık. Daha iyi olduk. Sonra kendimizi böyle sevmeyi denedik tekrar. O da yetmedi. Hep bir daha fazlasını istedik.. Bu kısır döngüde eridi gitti "kendimiz"...

10 Mayıs 2011 Salı

zaman: 5/10/2011 09:23:00 ÖS 0 yorum
"Bazen insan; 'ben iyiyim' dediğinde gözlerinin içine bakıp, 'iyi değilsin, biliyorum.' diyecek birine çok ihtiyaç duyar.."

3 Mayıs 2011 Salı

zaman: 5/03/2011 07:52:00 ÖS 0 yorum
"Kolumuzu ısırarak yapardık saatleri küçücükken, zamanın canımızı yakacağını anlarmış gibi.."

27 Nisan 2011 Çarşamba

Cahil Cesareti Sendromu

zaman: 4/27/2011 12:16:00 ÖÖ 0 yorum

...
Dunning-Kruger Sendromu
Televizyon izlerken birilerine... bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp "Bu cahillik, kendini b...ilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:

"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bitmedi...

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...

Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70'ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:

"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. 'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür. Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...
Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler...

Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar... "Ne olur fazla mütevazi olmayın!... "Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...
Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı."

Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
"Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır." 

(Ece Temelkuran, 22 Nisan 2011 Cuma)

18 Nisan 2011 Pazartesi

güç

zaman: 4/18/2011 08:49:00 ÖS 0 yorum
Güç diye öyle bir kavram var ki kimini dinden çıkartır, kimine kendini kaybettirir, kimine insanlığını vs vs. Bu kavramı neresinden başlayıp anlatsam bilemiyorum.. Bir kenarından çekiştirip başlamak lazım o halde.. Gördüğüm, duyduğum, okuduğum neredeyse her türlü olayda asıl ulaşılmak istenen ya da eylemin kaynağını oluşturan şeydir güç. Örnekler üzerinden gitsem?..
Kocası kadını zevk olsun diye dövmez. Kendi gücünü göstermek ve kontrol sağlamak için kullanır.
İnsanlar cok para kazanmak isterler.. Hayatını iyi idam ettirme dışında para gücün anahtarıdır. Güçlü oldukca kontrol edilmez edersin..
Birine biraz fazla olanak sağla, imkan veyahut izin ver direk üzerinde güç kurmaya / kullanmaya çalışır. Buna polisleri örnek verebiliriz..
Kapitalist sistemin çarkı güç ekseninde döner.
Hayat hep bir yarışsa, birilerini geçmek için hep güç kullanmaz mıyız peki?
vb.
vb.
vb..

İnsanların güç elde etmek için yapmayacağı şey yoktur. Belirli bir yer edinince (güçle edinirsin..) o kazandığın gücü başkaları üzerinde kullanmaya başlarsın. Bu senin otoriterini ve kötü tutumlarını meşrulaştırmanın bir yoludur da..
Erkeklerin güç kavramına daha cok önem vermeleri ve erkeklikleriyle bağdaşlaştırmaları sonucu kavgacı bir kimlik takınmıyorlar mı yani.. "Erk" kavramının güç demek olduğunu biliyoruz zaten..

Ve güç ile gelen ciddi bir problem vardır. "Had"
güç elde ettikce haddini bilmemeye başlarsın.. Ne kadar güç sahibi olursan o kadar cok istediğini yapma hakkı bulursun kendinde. Kim ne diyebilir ki sen daha güçlüyken?


ve insanlık yitip gider arada...
 

Katze Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos