28 Şubat 2012 Salı

zaman: 2/28/2012 11:17:00 ÖS 0 yorum
İnsanlar ve yaşadıklarım çok garip bir şekilde kendimde olan, sevdiğim, beğendiğim hatta övündüğüm ve toplumca güzel olarak kabul edilebilecek özelliklerimden tiksindirdiler resmen. Ve ben o kadar da "iyi" olmamam gerektiğini anladım..

içşel çatışma

zaman: 2/28/2012 11:13:00 ÖS 0 yorum
Sevsem mi sevmesem mi dediğim bazı karakteristik özelliklerim var. Benim tamamen iyi niyetle yaptığım ama karşıdan olumsuz algılanabilenler mesela.. Ben birilerine doğruyu göstermeye bayılan bir tipim. Aman yanlış yapmasın, üzülmesin fikri üzerine yoğunlaşmış anaç bir mizaç. Birilerinin farkedemediği şeyleri onlara farkettirmek, üzülmemeleri için çabalamak sanırım en büyük ama en yanlış hobim. Çünkü bazen olaylara o kadar dahil oluyorum ki olaydaki özne olan insanlardan daha özne olabiliyorum. Halbuki olay benimle uzaktan alakalı. Sonra duruyorum ve soruyorum; burada senin işin ne.. Asıl cümle kesinlikle SANANE AYLİN ama. Mütemadiyen kendimi olayların içine atıyor, 3. göz olmak yerine özne olabiliyor, biri bi tarafı üzdüyse anında müdahale edip üzülenin saldırısının bin katını gerçekleştirebiliyorum. Üzülenin düşünmediği ya da dile getirmediği şeyleri söylüyorum. İyi de SANANE AYLİN?!
Birçok vıdı vıdı yapabilirim; o onların hayatı, belki istemiyorlar doğrularını fln. Benim de kendime verebilecek cok bomba laflarım var ama etmiyor etki işte. Ben o kadar doğrucu davut olabiliyorum ki birinin doğruyu görmemesi ya da yapmaması beni çileden çıkartıyor hele sevdiğim biriyse.. Nasıl düşünemez.. Nasıl anlamaz bla bla. Eee SANANE AYLİN! Senin sorunun mu bu?
İşte ben kendimi bir türlü çekemiyorum dahil olmaktan.
Yoruldum. Hata yaptığımı bile bile engel olamamaktan da yoruldum, insanlar kendileri için bir şeyler yapmıyorken, benim onlar için bir şeyler yapmaya çalışmamdan da yoruldum.
Eee aylin bi siktir git artık nokta

12 Şubat 2012 Pazar

zaman: 2/12/2012 08:55:00 ÖS 0 yorum
Birinin bana haketmediğimi düşündüğüm davranışlar göstermesi, onun da beni haketmediğini gösterir.

9 Şubat 2012 Perşembe

Şiddet hakkında birkaç laf

zaman: 2/09/2012 02:48:00 ÖS 1 yorum
"Şiddetin, hayvana yahut insana uygulanması gibi ayırt edilebileceğini düşünmüyorum. Şiddet, insanın içindeki bir zayıflıktan kaynaklanan ve bunu alt etmek için kendinden daha güçsüz, zayıf olana uyguladığı şeydir. Dolayısıyla hayvana şiddet uygulayan bir insan, bütün insanlığın en alt tabakasındadır ve ancak gücü hayvana yettiği için böyle bir yönteme başvurur." Tolga Çevik

Harika bir noktaya parmak basmış. "Şiddet" kavramı üzerinde yoğunlaşmışlığım var özellikle Mor Çatı'da gönüllülük yapmaya başladığımdan beri. Mor Çatı'da katıldığım atölye çalışmaları, gönüllük eğitimi de bu bilgilerimi pekiştirmek adına çok yararlıydı.. Bu yüzden yazmak istedim.. 
Sosyal bilimler okuyunca çok şey biliyorsunuz, öğreniyorsunuz ama okulda proje, assignment bla bla yazmaktan sosyal yerlerde bir şeyler yazmaya mecaliniz kalmıyor. Bu noktada şiddetle ilgili çok şey yazmak istedim ama üşengeçliğim mi dersiniz, yorgunluğum mu dersiniz el vermedi.. Fakat zihnimde tuttuğum birçok şeyi Tolga Çevik o kadar güzel özetlemiş ki.. Daha "hayvana şiddet" odaklı gibi gözükse de aslında şiddetin kökeninden harika bir şekilde, öz olarak bahsetmiş. Ben de birkaç ekleme yaparak yazmış bulunmak istedim..
       Öncelikle kesinlikle şiddet uygulamak tercihi bir şeydir. Kesinlikle politiktir. Yani güç ilişkisi bazlıdır. Altında yatan his çoğunlukla üstünlük kurma arzusudur. Kadına yönelik şiddet bağlamında, şiddetin, erkeğin kesinlikle kadını kontrol etme, domine etme, elinde tutma arzusuna paralel olarak ortaya çıktığını savunuyoruz. Bu erkeğin bilinçli ve tercihli olarak yaptığı politik bir eylem. Bu noktada erkeğin veyahut şiddet uygulayan her kimse, bilinçli ve tasarlanmış olarak bu yıkıcı eylemi gerçekleştirdiği aşikar. Böylece erkeklerin -mahkemelerde de kaçmak için kullandığı- cinnet geçirdim, kendimde değildim, bi an oldu bla bla cümleleri tamamen zırvalık, saçmalık. Kendinden alt gördüğü, ya da kendinden alt konuma koymaya çalıştığı bir durumdan söz ediyoruz. Hele ki hayvana şiddet uygulama kesinlikle Tolga Çevik'in dediği gibi, zavalılık, aşağılık hissinden artık kudurmuş olan varlıkların -insan demeye dilim varmıyor- yaptığı bir tatmin yolu..
Şiddet tercihi bir durum olduğu, psikolojik, nötorik bir hastalık, durum söz konusu olmadığı için düzeltmesi de zorlaşıyor. Bir ilaç yok ki içindeki hayvani saldırganlığı yoketsin.. Bu yüzden şiddet uygulamaya meyilli, bunu tercih edebilecek insanların ciddi bir psikolojik tedavi görmesi şart. Cezalandırılması (hukuki olarak) ve bu politik tutumunun değiştirilmeye çalışılması şart. Şiddet tercihi bir durum olduğu için şiddet uygulayan kişiye asla bazı özellikleriyle bu eylemini bağdaştırıp da normalize etmeye, yumuşatmaya çalışmayın. Bkz. adamın dertleri var, kendisi de agresif o yüzden bla bla. Bunu o tercih ediyor, ediyorsa sonucuna da katlanacak arkadaşım..
Öz olarak;
Susmayın şiddete. Karşı koyun, kimsenin sizi ezemeyeceğini bilin. Buna kimsenin hakkı yok.. Ve asla ve asla şiddeti normalleştirmeyin, kabullenmeyin, yumuşatmayın.. 

5 Şubat 2012 Pazar

zaman: 2/05/2012 08:10:00 ÖS 0 yorum
Bendekinden daha fazlasını alabileceğin birini bulduğunda ardına bakma derim hep. Git. Lakin, iyi ölç tart, pişman olup geri baktığında bekliyor da olmam.

Geriye bakmayacağın işler yap.

Hep bu düşünceleri geçiririm içimden.. 

28 Ocak 2012 Cumartesi

zaman: 1/28/2012 11:02:00 ÖS 0 yorum
Şu hayatta hiçbir şey sabit durmuyor. Duygular, düşünceler, hisler, inanışlar..

27 Aralık 2011 Salı

zaman: 12/27/2011 12:31:00 ÖS 0 yorum
"Bazen değiştiremediğimiz şeyler, sonunda bizi değiştiriyor.."

20 Aralık 2011 Salı

zaman: 12/20/2011 11:40:00 ÖS 0 yorum
Olduğum insan, olmak istemezdim. Bazı şeyler tercihlerin çok ötesinde...

19 Aralık 2011 Pazartesi

zaman: 12/19/2011 10:42:00 ÖS 0 yorum
Bence en üzücü şey geri baktığında yine olsa yine yapardım, yine bu kararları alırdım diyememektir..

2 Aralık 2011 Cuma

Öyle "biz" ki

zaman: 12/02/2011 03:41:00 ÖS 0 yorum
‎ "tık… Kapandı telefon. Bu da aynı diye geçirdim içimden. Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri… Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır!"


Zülfü Livaneli - Serenad

21 Kasım 2011 Pazartesi

zaman: 11/21/2011 10:30:00 ÖS 0 yorum
Bazen "kimse" olasım geliyor. Bütün üzerime giydiğim, giydirildiğim sıfatları çıkartmak bir tshirt gibi.. Hiçbir aidiyet, hiçbir ben olmasın istiyorum..

20 Kasım 2011 Pazar

Bana bir şeyhler oluyor adlı oyundan, beni en çok sarsan, iliklerime işleyen replikler..

zaman: 11/20/2011 01:32:00 ÖS 1 yorum


Yalnızdır insan;
Hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
Kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.
Kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
İnsan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı…
Ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
Tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın…
Aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi.
Aşık olun!
Gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı…
Nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
Sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri..
Evet söyledi…
Ya da ben duydum…
Duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
Evet duydum söyledi…
Her duyduğumda ağladım…
Pek çok ağlayışım sırasında duydum…
Kalbim tutanak tuttu duyduklarıma…
“Soruldu” dedi, cevap alındı.
“Yaşamak” dedi, “tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.”
“Zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil” dedi.
“Ama yapmayın, o daha bir çocuk” dedi Tanrı..
Ya gördüm neyleyim?!
İnsanlar vardı duvarın içinde.
Ya ben hep duvara konuştum
Ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
Nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
Bilmiyorum,
Belki de ben gerçekten delirdim…
Onlar haklı belki de.
İçinde değil duvarların insanlar…
Sadece arasındalar…

1 Kasım 2011 Salı

zaman: 11/01/2011 10:50:00 ÖS 0 yorum
Hep dahasına meyilimiz...

Öz bu.

30 Ekim 2011 Pazar

zaman: 10/30/2011 03:14:00 ÖS 0 yorum
Sosyal mecralar, sosyal bir ortam yaratırken aslında bir yandan da duyarsızlaşma ve yalnızlık yaratıyor haberiniz yok. Birinin acısını, üzüntüsünü okuyup gayet üzerinde durmadan geçebiliyorsun artık.. Şimdi gerçekten sosyalleştik mi? Biz önceden ağlayana sarılırdık halbuki..
zaman: 10/30/2011 12:41:00 ÖS 0 yorum
Sadece sonunda, "Vay be ne hayattı" demek istiyorum..

16 Ekim 2011 Pazar

zaman: 10/16/2011 02:00:00 ÖÖ 0 yorum
Şeytan'ın Avukatı adlı filmi uzuun bir zaman sonra tekrar izledim..

Farkettim ki insanoğlu istek ve dürtülerine çabuk yenilebiliyor.. Paranın gücünü reddetmek de zor. Bu üçü birleştiğinde ise değişim neredeyse kaçınılmaz oluyor.. Ben ise oldum olası paranın, dürtülerin insanları bu denli başkalaştırmasına tiksinerek bakarım.. Bilmiyorum.. Her ne kadar anarşizme hafif meyilim olsa da bazı kurallar olmasının birlik içinde yaşayabilmekte önemli rol oynadığını biliyorum.. Bunlarla büyüdük.. Şimdi kalkıp da 3 5 adamın kuralları kendi kendine yıkmasıyla dünya değişmiyor.. Değişen yıkılan şeyler çevresindekiler..
Kendi istek ve dürtlerini elde ederken yıkıp geçen bireyler haline dönüşmek bence çok acizce.. Bir de sürekli nereye kadar oyun oynayacaksın? Düzen insanıyız. Bağlılık, düzenli oturmuş bir hayat tarzı bana daha sıcak geliyor.. O bedenden bu bedene atlayışı adrenalinle değil iğrençlikle bağdaştırıyorum mesela.
Öz olarak şu açgözlülük, firavun ruhluluk beni oldum olası irite ediyor..
İnsanoğlu bi cins..

-Hep dahasına meyilimiz..

21 Eylül 2011 Çarşamba

zaman: 9/21/2011 11:54:00 ÖS 0 yorum
Hep bir şeyler için savaşıyoruz, elde ediyoruz ama sonra aklımız başka şeye kayıyor. Sanırım biz elde etmenin hazzını seviyoruz başka bi bok değil ya da daha "gerçekten" ne istediğimizi çözemedik.

16 Eylül 2011 Cuma

zaman: 9/16/2011 01:10:00 ÖS 0 yorum

İçimdekileri kusmak istiyorum aslında.. Tonlarca cümle kurmak.. Fakat bazen konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşündüğüm zamanlar oluyor. Yazarken ve okurken tekrar tekrar; yapabildiği tek şey can acıtmak oluyor..
ve bir cümle.. her şeyi en derinden özetliyor gibi..


-Bir kördüğüm ki içim, çözdükce dolanıyor..

13 Eylül 2011 Salı

zaman: 9/13/2011 01:27:00 ÖÖ 0 yorum
Hayatın bazı dönemleri vardır. Her şeyin seni çıldırttığı, katlanamadığın, kaçıp gitmek hatta ölmek istediğin.. en ufak şeylerin dağlaştığı, hiçbir şeyle savaşamaz hale geldiğini düşündüğün günler.. Genellikle ergenlik dönemi ile yetişkin haline gelmeye çalıştığın o karanlık tünel yıllarında olur bu.. Öğretileriniz, edinilmiş bilgileriniz, yaşam stiliniz, fikirleriniz ve daha birçok çevre yöntemiyle (nurture) öğrendiğiniz şeyler ne kadar salakca ve yararsız gelmeye başlarsa tünel o kadar karanlıklaşır çünkü geçmişteki öğrenmişlikleri reddederken içi daha dolmamış kendi öğretilerinize tutunmanız gerekir. Hiç test etmediğiniz daha körpecik olan benliğinize.. yine de kendi istediğini, bildiğini yapabilmenin hazzı bambaşkadır..
Bu anlattığım süreci derinden yaşayan biriydim ve biliyorum ki tek yaşayan da değilim.. Fakat söyleyebileceğim en gerçekci şey şu olur ki; o dönemde her ne kadar çıldırma eğilimleri gösterirsek gösterelim hayat bir şekilde o tünelden bizi çıkartıyor.. Bazı şeyleri reddetsek de yaşamak zorundayız.. Adını sen koy.. Kader de, hayat de.. Bu dünyanın bir kuralı olduğunu görmeye başladım.. Birçok acıyı sadece ben yaşıyormuşum gibi hissetmiyorum artık.. Birçoğumuz tercihlerimize, çevremize göre etki derecesi az ya da çok bu tür duygu değişimlerini yaşadık..
Can çekişerek ölüp tekrar dirilmek gibi..


Yine de yeni olmaya başladığım "ben"i sevmeye başladım.. Çok ben kokuyor çünkü..

7 Ağustos 2011 Pazar

zaman: 8/07/2011 01:02:00 ÖS 0 yorum
 Mutluluğu hep "gelecek, gelmesini beklediğim veyahut ileri bir tarihe atfedilmiş plan ve hayaller" üzerine kuruyorum.. üzücü bir şey.. anından mutlu olamamak.. elindekilerle mutlu olmayan birinin ileride elde edecekleriyle mutlu olabileceğini düşünmesindeki komik ironi bu.. şuankini sevmezsen gelecekteki de "şuanki" oldugunda sevmeyeceksin.. şimdi kendime soruyorum.. "ileridekinin" üzerine mutluluğu atfetmenin nedeni suan kontrol edip piç edemediğimiz içn güzel gelmesnden dolayı mı? bilirsin elimizdekinin kıymetini hiçbir zaman bilemedik biz..


bi dostuma yazdıgım yorumdan.. paylaşılası buldum..
 

Katze Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos