26 Şubat 2009 Perşembe

sıkılmak.

zaman: 2/26/2009 12:13:00 ÖÖ 0 yorum
En güzel yıllarımız nasıl da gidiyor baksanıza.. İzle yitip giden nice enerjimizi.. Günlerimizi bir kitabı ezberleme uğruna harcamak.. Sıraların bizi kamburlaştırması.. Ellerimizdeki kalem tutmanın yamukluğu, nasırı..Tonlarca sorumluluk yüklenmiş.. Bir de başkaları tarafından istenen bir yaşamı varetme çaban.. Hiçbir zaman çılgın biri olamadım. Klasik biriydim işte bende belki de.. İyi bir aile kızı. İyi bir dost.. İyi bir sevgili ve başarılı bir öğrenci.. Klasik. Herkesin olduğu ya da olmak istediği şey.. Ben nasıl da sıkıldım halbuki annemin o muhteşem kızı olmaktan.. Dostlarımın hep darda oldukları zaman koştukları omuz. Hep birilerinin isteklerine cevap vermeye calışmaktan cok sıkıldım.. ''Aylin çok iyi kızdır ya''. Bu sıfatı taşımak bile sıkabiliyor.. Hep içerden ve dışardan kendimi izlemekten sıkıldım. Hep en doğru hareketleri yapmaktan ya da yapmaya calışmaktan..
'' Kadın, hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Her gittiği yerde kendi imgesiyle birlikte dolanır. Bir odada yürürken ya da bir cenaze başında ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken izler''
Hep izleniyorum. Ben bile izliyorum..

25 Şubat 2009 Çarşamba

zaman: 2/25/2009 11:58:00 ÖS 0 yorum
Bu hayat benim değil. Yaşarmış gibi yapıyorum.

tanrının yasakları

zaman: 2/25/2009 11:53:00 ÖS 0 yorum

Nasıl bir hayat bu? olmak istediğimden ne kadar da uzağım bir bak. Zorla uzaklaştırıyorum. Kurallar.. Tanrının koskocaman kuralları.. Yasağın tatlı gelmesinden midir bu karşı koymakta zorlandığım istekler.. Böyle duygularla yaratılmışken bizde varolan şeyi yoksaymak..

Ellerimde büyük kaoslar..

20 Şubat 2009 Cuma

Biri olmak.

zaman: 2/20/2009 01:24:00 ÖÖ 0 yorum
''Biri olmak'' eylemi aslında ne kadarda yorucu bir eylemmiş meğer. Büyüdükce bir şeyleri varetme zorunluluğun ve o yönde ilerlemek istemesen de bir cok baskıya maruz kalarak ilerletildiğin ve sende yarattığı başkalaşım. Hangimiz tam anlamıyla istediğimiz yerdeyiz ki şuan, istediğimiz şeyleri yapıyoruz ve yapacağız? Hep bir ailesel dinsel cevresel dayatmalar arasında gerçek olmasını istediğimizden bir kaç parça kumaş alarak yapıyoruz kostümlerimizi. Yamalarla dolu kumaş.. Enleri gördüğümüz her yerden bir parça alınmış.. Başkalarının kostümlerini giymek, başkalarının hayal kahramanları gibi olmaya çalışmak.. Hiçbir kostümün üzerimize tam olarak uymayışı. Kimisi düzeltmeden giyiyor kimisi birkaç küçük düzeltmeyle daha uyumlulaştırıyor ''benliğine'' kostümünü nitekim tasarımı sana ait olmayan bir şey.. Birkaç fikir kattığın ama patenti çevresel faktörlere bağımlı olan.. Gün geçtikce kendin olmaya çalışırken başkalaşıyorsun. Gittikçe uzaklaşıyorsun..

İstiyorum.

zaman: 2/20/2009 12:57:00 ÖÖ 0 yorum
Gökkağı gibi rengarenk yapmak istiyorum her yeri. Her renk yepyeni taze duygular uyandırsın.. Gözlerimizden ruhumuza aksın enerjisi.. Hep cocukluğumda bindiğim o salıncağın keyfi gibi olsun eylemlerim.. Hep daha yükseğe çıkayım ayaklarımı çırptıkça ve o heryeri inleten masum kahkaham olsun.. Hep yasaklanmış meybuzun, leblebi tozunun o muhteşem gelen tadı gibi olsun hayat.. Yasağın vermiş olduğu o haz..


11 Şubat 2009 Çarşamba

Üşengeçlik

zaman: 2/11/2009 09:31:00 ÖS 0 yorum
Bahanelerin, yapmak istediğimiz ya da yapmamızı gerektiren eylemlerden önce gelmesidir bizi bu denli üşengeç yapan.Eylemi yapma düşüncesi geldiği anda sanki bir dış tehditmişcesine savunma olan bahanelerin üretilmesi..

4 Şubat 2009 Çarşamba

Kaos

zaman: 2/04/2009 01:53:00 ÖÖ 0 yorum
Daha kendi istediğim gibi; kendi kontrolümde olamıyorken başkalarının dahası tanrının istediği gibi nasıl olabilirim ki? Bu büyük bir kaos.

3 Şubat 2009 Salı

Ölüm..

zaman: 2/03/2009 11:13:00 ÖS 0 yorum
Ölümün bir rengi olsaydı eğer ne renk olurdu? Korkuyu, karanlığı, bunalımı simgeleyen siyah mı yoksa kaçışı, özgürlüğü, huzuru simgeleyen beyaz mı.. Ya da alabildiğince rengarenk..
Ölüm bir kaçış mıdır? Bitmesini istediğin tüm sahte, dünyevi seni doyurmayan duygulardan vazgeçiş midir? Hala neden yaşıyorsun o zaman böyle düşünüyorsan.. Ne olacağından korkuyorsun değil mi? Ya daha kötüleriyle karşılaşırsan. O zaman elinde olanla yetinme çabasının bir ürünü mü yani hayatta kalmak şimdilik.. Daha fzla acı çekme korkusunun yarattığı bir boyun eğme mi dersin hayat için? Peki ya bir gün seni ayakta tutan mantığını bir süreliğine kaybedersen? Ya tam bir köprünün üzerindeyken deniz seni fısıldarsa ya da en yüksek bir binanın tepesinden rüzgarın kollarına bırakasın gelirse kendini.. Ya sen o çekici güce birkez olsun karşı koymak istemezsen? O zaman ne olacak? Aklını yitirmekten korkuyor musun şimdi? Bir anlık bi çılgınlığın ürünü mü yani şimdi ölüm. Eğer kendi ellerinle çağırıyorsan onu. Dayanılmaz bir arzuya dönüştüğü oldu mu hiç ölümün? Hiçbir şeyi onun kadar arzulamadığın bir şey. Tanımsız bir istek. Sadece o anki senden uzaklaşmak isteği, o anki zamandan, mekandan, vücuttan, düşüncelerinden, her şeyden.. Her şeyi geride bırakıp beyaz bir sayfa açma isteği belki de ölüm. Şimdi söyle bana ölüm ne renk..
Ölüm soğuk mu? Sana sarıldığında titretir mi seni? Omzuna dokunan bir el belki. Belki uzaklardan seslenen bir ses. Tanıyacak mısın onu sadece düşüncelerde selamlaşmışken onunla. Korkup kaçmak isteyecek misin yoksa karşılayacak mısın onu.. O an.. Her şeyin tamamen bitmek üzere olduğu o ince çizgi. Her şeyin son bulacağı bir salise. Uğruna senelerce uğraştığın ama sana encok acı veren şu kahrolasıca dünyadan kurtulacağın an! Zafer midir ölüm o zaman?? Bir iç savaş kazanımı mıdır? Yoksa acı mıdır ölüm? Sevdiğin her şeyi geride bıraktığın. Aslında lanet ettğin şu dünyadaki güzellikleri, sevdiğin şeyleri bir anda görmeye başladığın ve afalladığın an mıdır? Onlara bir daha dokunmayacak, hissedemeyecek olmanın yarattığı keder midir? Bir yandan kurtulmak istediğin sahtelikler arasında gördüğün ve el salladığın gerçeklerin kaybolacağı hissinin sende yarattığı çağresizlik.. Ölüm korkudur belki de. Ne olacağını kestiremediğin bir his. Bir boşluk. Tüm lanet ettiğin şeylerden kurtulmanın verdiği hazzı yaşayacağın o anda kaybedeceklerini hatırlamanın kırbaçları.. Ruhunda daha beter yaraları karşılayacağını hissettiğindeki o yokedici ama asla yokolamadığın korku anı! Ne olacağın hakkında ne kadar bilgin yoksa o kadar devleşen bir his içersindesin.. Ölüm hem sıcak hem soğuk senin için.. Hem huzur hem keder.. Hem acı hem tatlı.. Ölüm can acısı anlarında kaçışınken huzurluyken bir ketleme. Anına göre şekile, biçime, tada bürünen o şey.. Bir gün hepimizde ne his uyandırdığını göreceğimiz şey...




31 Ocak 2009 Cumartesi

Kahraman olmak..

zaman: 1/31/2009 12:56:00 ÖÖ 1 yorum
Hayatta hep daha iyisi olmaya çalıştıkca ve oldukca karşılacağın şeylerinde aynı derece ilerlemiş ve güzelleşmiş olduğuna olan inancın hep hüsranla karşılaşıyor aslında.. Sen iyileşsen de dünya kötüleşmeye devam ediyor sanki. Yanlış yoldan mı gidiyorum düşünceleri sorgulanmaya başladığı an kendini beğenmemeye başlıyorsun.. Çünkü sanki herkes bir yöne sen ters bir yöne gidiyormuşsun gibi hissediyorsun.. How can I complain.. Şuan The Do - When was I last home şarkısında bu cümleyi fısıldıyor kulağıma... Ama kendi bildiğin gibi ilerlemenin zevki de başka.. Başkalarının doğrularını ezberleyerek onların kostümlerini giyerek kahraman olamazsın.. Ne demişler.. Kahramanlar sonunu düşünmeden en doğru bildiklerini yapanlardır...

26 Ocak 2009 Pazartesi

zaman: 1/26/2009 03:08:00 ÖS 0 yorum
Bugün sözlükler kusuyorum, cümleler kuramazken dün..

24 Ocak 2009 Cumartesi

Çocukluğuna özlem..

zaman: 1/24/2009 09:28:00 ÖS 0 yorum


Küçük bir çocuğun gözünden bakmak isterdim dünyaya.. Çocukluğumda sahip olduğum o muhteşem pencereden. Bazılarınca küçücük ama çocuk ben'e ve birçok çocuğa göre koskocaman olan o dünyaya.. Uçsuz bucaksız.. En çok sevdiklerimizden biri olan pamuk şeker pembeliğinde.. Daha hayatın acı yönünü tatmamış, toy yüreklerdik.. Hüzünleri küçük oyuncak kavgalarından olan.. Sımsıcak bir anne kucağında yer sahibi olanlardık.. El bebek, gül bebektik.. Yaşadıklarımız isteklerimizin neredeyse hepsinin gerçeklemesinin verdiği hazla birkaç hayal kırıklığının yarattığı koskocaman ağlamalar ya da birkaç damla sonucu daha da şımartılmaktı..Düştüğümüzde bizi kaldıracak sımsıcak yüzlerin var olmasıydı güven duygumuz.. Hep sırtımızı güvenilir bir şeylere yaslayabilmenin yarattığı huzur vardı.. Ama şimdiki penceremden bakıyorum da biz büyüyeli çok olmuş.. Büyükçe görmüş, düşmüş kendimiz kalkmaya başlamışız.. Acısız, bembeyaz ve tozpembe sandığımız dünya gözyaşlarımızla yıkanmış ve gerçek renkleri çıkmış ortaya adeta.. Daha gri, daha siyah.. Eskiden yastıklardan duvarlarını yaptıklarımız o küçücük evlerimiz şimdi üzerimize gelen taştan duvarlarla örülü haline gelmiş.. Çiğnedikçe tadı kaçmış bir sakız gibi dünya şimdi.. Halbuki ne de güzeldi salıncakta bulutlara ulaşmaya çalışmak, sokakta hiç kimsenin ne düşündüğüne aldırmadan elinde annenin çantasıyla ayağında annenin dolabından aşırdığın ruganlarıyla yürümek.. O küçücük aklımızda ne de büyük dünyalar kurardık.. Ne de başkaydı her şey.. Masallar daha gerçekçiydi. Duygular daha saf daha temiz.. Bizler daha berraktık.. Sanki girdiğimiz deniz, soluduğumuz hava, izlediğimiz dünya bu değildi. Dünyamı geri istiyorum ben..

19 Ocak 2009 Pazartesi

''C''

zaman: 1/19/2009 12:05:00 ÖÖ 1 yorum
Biri var.. Öyle bir gülümseme yaratıyor ki yüzümde.. Saatlerce duraksız gülümseyebiliyorum.. Birçok kez yaptığım mimik yeteneğimden kalma sahtemsi gülüşlerde değil bunlar..
Her bir kelimesi benim için tonlarca güzel duygu ve anlam içeren kişi.. Beni mutluluk diye sıfatlandıran o iken bende yarattığı mutluluğun farkına varıyor mu acaba diye düşünüyorum.. Sesinde, kelimelerinde, yanında huzuru bulduğum insan.. Huzur duygusunu kaybettiğim dönemde bana tekrar hayattaki güzellikleri hissettirebildiğin için teşekkür ediyorum sana.. Seviyor ve seviliyor olmak ne de muhteşem bir duygudur....






''C''

18 Ocak 2009 Pazar

Ayrı yollardan aynı duygular

zaman: 1/18/2009 11:29:00 ÖS 0 yorum
Öyle bir dünyada sıkışıp kalmışız ki bir bak ardına en mutlu olduğun anda mutluluğuna küçük bir çentik atan bir hüzün olmadı mı hayatında... Ya da mutsuzluğun pençesine düştüğünde küçücük bir mutluluk sana ışık kaynağı olmadı mı. Ne burda olmayı istiyorsun.. Ne de buradan gitmeyi.. Buraya bağlı ve bağımlı olduğun bir gerçek ama bazen pes ettiğin de olmuyor mu hiç.. Haykırmaya başladığın.. Ağlamaktan gırtlağının ve genzinin yandığı anlar... Yaşadğın her kötülük ardından kötülük getirmiyor mu bir süre.. Tam pes etmişken bir şey seni tekrar geri çekmiyor mu bu dünyaya... Değişik şeyler değil bunlar... Her bedene aynı duyguları farklı hikayelerden yaşatan dünyanın kuralları.. Nasıl şikayet edebilirsin ki.. Kime ? Her bedende ayrı yollardan aynı izleri taşıyoruz...






Bazen susarız... Bir daha hiç konuşmak istemeyecekmişiz gibi.. Bazen ise haykırırız bağırdıkça içimizden hepsi çıkıp yokolacakmış gibi..

Küçük hikayeler...

zaman: 1/18/2009 10:58:00 ÖS 0 yorum

Birkaç hıçkırık ardına saklanmış hüzünlerini gözlerinden akıtıp rahatlamaya çalıştıkca canı yanıyordu.. Güçlü durmaya o kadar alışmış bedeni egosunda kaybolup onun ağlamasına izin vermiyordu. Kendine ağlamanın güçsüzlük olmadığını fedalarca söylediyse de inatcıydı işte.. Mutsuzdu. Normal bir duyguydu bu. Artık eskisi gibi her şey güzel olmadı diye dünyayla inatlaşmıyordu. Büyüyeli cok olmuştu. Artık mutsuzluğun saplandığı bedenini de seviyordu biraz biraz. Artık boyun eğmeleri artmış, iğneye karşı gelmeyen, vücudundan atmayan bir kol haline gelmişti.






Her yolu denemişti şu dünyaya karşı koymak için.. Birçok başkaldırış yaşamış birçok acı çekmişti. Farklı olamıyorsam öyle yaşayamıyorsam onlar gibi gözükmeye çalışırım dedi.. Sıradan kostümler giydi üzerine kahraman kostümünü çıkartıp. Bir kez olsun normal olacağım.. Bir gün.. Onlar gibi.. Sıradan.. Her duyguyu yüzeysel yaşayıp sonra da fırlatıp atacağım.. Hiçbir şeye değer vermeyeceğim çok.. Her şeyi bencilce tüketeceğim.. İncinmeyeceğim.. İnciteceğim gerekirse dedi sert bir şekilde... O kadar belliydi ki maskesi.. Ne kadar da emanetendi.. Ne kadar sahte... Bu düşünceden kurtulmaya çalışıp tekrarladı kendine olması gerekenleri.. Ne kadar da mide bulandırıcıydı halbuki kötülüklerle yaşamak... Kendini her tür pisliğinle kabul edip onları güzel görmeye çalışmak.. Hayır dedi... Yapamayacağım... Düşüdükçe içinden cıkılmaz bir hal almaya başlayan düşünce silsilesinin tokatlarına karşı koymaya çalışıyordu.. Hani iyiler hep kazanırdı.. Hayır. Masallara inanmayı bırakalı çok oldu dedi.. Yürümeye devam etti onu tonlarca düşünceye ve iç monolog yapmaya sürükleyen süperman fragmanına bakarak....

15 Ocak 2009 Perşembe

Kendi çizdiğin dünyan..

zaman: 1/15/2009 07:51:00 ÖS 0 yorum
Hayaller her zaman uçsuz bucaksız olurlar.. tonları sana ait.. hiç görmediğin kadar pembe mesela.. Hissetmediğin kadar huzurlu... Hayal kurmaya başladığımız zamanlarda tüm edindiğimiz ya da içinde sıkışmaya zorlandığımız sınırlarımızı aşarız.. Her şey daha gerçekci daha keyif verici şimdi.. Bir kere olsun ne olduğunu unutup ne olmak istediysen o olursun.. Orası senindir işte.. Çizimleri sana ait bir dünya.. Senin zihindeki kalemden cıkmış bir yer.. bir kent.. bir an.. bir düş.. Binevi tanrı olacaksın bir süreliğine.. İzlemeyecek, yaşayacaksın.. Kurallar senin.. İstekler senin.. Sen dileyecek ve sen varedeceksin.. Tanrı olmanın gücünün verdiği haz da o hayalin güzelliğine karıştığı için daha da tatlı geliyor belki.. çünkü hiçbir zaman ipleri tamamen sende olamamış bir hayat yaşadın sen... Kuralların boyunduruğu altında kaldığın ya da kimi zaman küçük başkaldırışlar yaptığın bir yerdeydin hep ama hayallerinde hiç haykırışlar olmadı ki senin.. Havanın normalde veremediği her şeyi verdirdin ona kendi çizdiğin sahilinde.. Deniz pembe şimdi.. gökyüzü turuncu. Sen ve en sevdiğin yer.. Hayat daha yaşılınır oldu bak.. Bir süreliğine yalancıktan uydurduğun dünyanın sende uyandırdığı hazzın tadını çıkart.. Çünkü hayatın hep hayal kurmakla ve hayallerinin yıkımıyla geçecek.. Hiçbir hayalin gerçek olmadı senin olmayacak.. Çünkü sen hiç tanrı olamadın.. Sen hiç sana ait bir dünyada yaşayamadın.. Kurallar senin değil.. Sınırları başka kalemler tarafından çizilmiş hayatını yaşamaya devam etmeye mecbursun... Şimdi kapa gözlerini ve o yere git.. Hadi.. Biraz huzur hisset.. Gerçek huzuru... Kafesinden kaçmayı dene ve kurduğun dünyadaki gerçek özgürlüğün keyfini çıkar..




12 Ocak 2009 Pazartesi

Yeni şablonum ve ''O''

zaman: 1/12/2009 12:25:00 ÖÖ 1 yorum



Yeni şablonuma hoşgeldin diyorum. Kendisi bizzat sövgölöm tarafından benim için yapılmıştır. Yani fazlasıyla değerli..
İyiki varsın... Hep varol..





6 Ocak 2009 Salı

Vaatleriniz..

zaman: 1/06/2009 08:56:00 ÖS 0 yorum
Büyük büyük kaoslar içerisine sürükleniyor bedenler.. Kimisi ölmüş kimisi hala umut taşıyor. İlerde ne yaşayacağını bilmeyerek ilerleyen bir hayattasın sen farket.. Gelecek senin için tehtit olmaya başlamışken hala yaşamaya çabalıyorsun.. Hala vaatlerin var.. Hala beklentilerin var.. Öldüğün gün farkedeceksin tamamen boş olduklarını... Şimdilik hayattasın..

22:13 05/01/2009

Little girl2.

zaman: 1/06/2009 08:49:00 ÖS 0 yorum
Gözlerinde bulanıklığı gördüm. Buğulu bakıyordu adeta.. Azbuçuk seçiliyordu nereye baktığı. O eski ışıltı kalmamıştı. O parıl parıl bakan iri gözlerin ardında buğular vardı. Parıldadığını sandığı anda gözyaşının bir yansıması olduğunu anladı. Hiç bu kadar soğuk gelmemişti sokak. Sanki daha önce hiç tek cıkmamıştı dışarı. Hep elinden tutanları olurdu fakat bu sefer gerçekten yalnızdı. Öyle hissediyordu.. Soğuk ıslak bir sokaktan geçiyordu yalnızdı. Kalabalığa karışıyor bedenler ona çarpıyor yere yığıyordu ama o gene yalnızdı. Hayat bu kadar soğuk işte dedi üzerine bakarak.. Hiçbir şey yoktu. Apaçıktı..Eskiden parıl parıl parlayan ama şimdi yerini çamurlara bırakan bir teni vardı.. tenindeki lekelere dokundu.. İnsanların çamurlarıydı.. Artık eskisi gibi temiz değildi.. Kendinden bedeninden nefret etmeye başladı küçük kız..

Küçük kızın yerinde birkaç damla kan var şimdi.. Hayalini bırakmış bu kente.. Benim bedenime emanet..


21:51 05/01/2009

little girl..

zaman: 1/06/2009 08:47:00 ÖS 0 yorum
Masum bir bakışı vardı kızın.. Sanki tüm dünyadaki kötülüklerden uzakta yaşamış da bir anda karşına çıkmış gibiydi değil mi? Tertemiz bir yürek.. Utangaç gamzeler.. Bazen engel olamaz onlara salıverirdi hepsini birden.. İşte o zaman güneş açmış gibi olurdu yüzü. Parıl parıl parlayan ay gibi gözler.. Yıldızlar gibi gamzeler... Bir ilkbahar zamanı güneş batımındaki rüzgar gibi yumuşak, ufuktaki güneşin kırmızılığı gibi al al yanakları.. Hiç basılmamış bulunmamış bir kumsal gibi teni.. Suyun her deyişiyle daha da parıldayan pürüzsüz bir ten.. Korkarak ama ümitlice bakıyordu sana.. Belki diyordu.. Doğru bu.. Belki.. Tüm acılarını, yaralarını yoketmiş yeniden yaralanacağını bilmeden uzandı ellerine.. Ve sen onu yine yaraladın.. Artık o bulanıklamış bir gökyüzü.. Kara kış var yüzünde.. Buz gibi.. Soğuk...

30 Aralık 2008 Salı

I feel that I pertain nowhere..

zaman: 12/30/2008 11:18:00 ÖS 0 yorum
Olmuyor. Sanki tüm kurulu düzen bensiz kurulmuş da ben sonradan gelmiş evlatlık bir çocukmuşum gibi hissediyorum kendimi. Ait olduğum bir yer yok sanki. Her yerde kapanan kapılar var.. Kendi dünyamda kendi başıma varoluyorum.Oyunlarımı kendi başıma oynuyorum. Birkaç misafirim oluyor çok kalmadan onlar da gidiyor zaten. Gerçek evim nerede benim. Hep hayali duvarlarım mı olacak benim çizdiğim ama hayat tarafından yıkılan.. Yalancıktan dostluklarım.. Sahte beslenmeler.. Nereye aitim.. Nereye... Nerede gerçek mutluluk.. Bir yere ait olmanın huzuru nerede..
 

Katze Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos